Denizlere yüzde 50’si plastik olmak üzere saatte 675 bin kilogram çöp atılıyor. Denize atılan bir cam şişe 1 milyon yılda, 1 plastik şişe ise 450 yılda ancak çevrime karışıyor. Denizlerdeki çöpler, her yıl 1 milyondan fazla deniz kuşunu öldürüyor...
DenizTemiz/Turmepa’nın çalışmasına göre, “Dünyada her yıl 450 milyar metreküp arıtılmamış ya da kısmen arıtılmış çöp ile endüstriyel ve tarımsal atık denize bırakılıyor.”
DenizTemiz/Turmepa tarafından dünya denizlerinde yaşanan kirliliğin nedenleri ve sonuçlarına ilişkin yapılan bir çalışma, denizlerin dünyanın önemli çöp depolama alanlarından birisi haline geldiğini ortaya koyuyor.
Çalışmada, Türkiye’ye kıyısı olanlar arasında en fazla kirlilik bulunan denizin Karadeniz olduğu ifade edildi. Karadeniz’de kirlilik yaratan unsurların önemli bir bölümünün Tuna Nehri’nden geldiğine dikkate çekilen çalışmada, “Tuna Nehri, Karadeniz’deki kirliliğin yüzde 48’ine neden olmaktadır. Ayrıca, Karadeniz’e komşu ülkelerin atıkları da Karadeniz’i kirletmektedir” denildi.
Karadeniz’in kapalı bir havza olmasına rağmen akıntısı fazla olan bir deniz olduğu ifade edilen çalışmada, yılda 750 milyon metreküp suyun boğazlardan Marmara Denizi’ne ve buradan da Ege ve Akdeniz’e ulaştığı belirtildi. Çalışmada, “Bu nedenle Karadeniz temizlenmeden diğer denizlerimizin temizliğinden bahsedemeyiz” değerlendirmesi yapıldı.
DENİZLER ÇÖP TOPLAMA ALANI
Çalışmada yer alan bilgiler, dünya denizlerinin “içler acısı halini” ortaya koyuyor. Çalışmada, denizlerde yaşanan kirliliğe ilişkin şu bilgilere yer verildi:
Dünyada her yıl 450 milyar metreküp arıtılmamış ya da kısmen arıtılmış çöp ile endüstriyel ve tarımsal atık denize atılıyor.
Denizlere, yüzde 50’si plastik olmak üzere saatte 675 bin kilogram çöp atılıyor.
Türkiye’de, sanayi tesislerinin yüzde 98’inde, belediyelerin yüzde 95’inde, turizm tesislerinin ise yüzde 81’inde atık arıtma tesisi bulunmuyor.
Dünya nüfusunun neredeyse yarısı sahillerde yaşıyor.
Her 20 kişiden 1’i, ömründe bir kere, kirli bir denize girmekten hastalanıyor.
Her yıl yaklaşık 250 milyon kişi, kirli denizlere girdiği için mide ve bağırsak enfeksiyonu ile üst solunum yolları hastalıklarına yakalanıyor.
Ticari olarak avlanabilen balık türlerinin en az yüzde 70’i gereğinden fazla ya da tamamen tüketilmiş durumda bulunuyor.
Denize atılan bir cam şişe 1 milyon yılda, 1 plastik şişe ise 450 yılda ancak çevrime karışıyor.
Denizlerdeki çöpler, her yıl 1 milyondan fazla deniz kuşunu öldürüyor.
Akdeniz havzası, dünyadaki 34 sorunlu bölge içinde üçüncü sırada yer alıyor.
Deniz kirliliği, küresel ısınmanın ana nedeni olarak algılanıyor.
Sanayi, turizm ve kentleşmeye yönelik çalışmalar nedeniyle artan bir kirlilik tehdidiyle karşı karşıya bulunan denizlerin insan sağlığı açısından çok sayıda faydası da bulunuyor.
Çalışmada, kanser ilaçlarının yüzde 65’inin deniz canlılarından ve bitkilerinden yapıldığı bilgisine de yer verildi.
Aslında arılar yummurtalarını yaptıkları peteklerin içine koyar üzerinide bal ile kapatırlar. Resimdeki gibi bazı eşek arıları ise yuvalarını peteklerle degilde çamurdan yaparlar ve içerisine yumurtayı bırakır. Bal arılarda olan Kraliçe arı ve koloni zorunluluğuda olmayabilir. İşte resimler
ABD deki Venter Enstitüsü bilim adamları, ilk yapay organizmanın oluşturulmasında önemli ilerleme kaydederek, ilk kez bir bakterinin DNA dizilimi oluşturmayı başardı.
Sonuçları Science dergisinin bugünkü sayısında yer alan araştırmaya katılan bilim adamları, bu DNA yapısının daha önce insan tarafından yaratılmadığını ve söz konusu basit bir organizma da olsa, genetik kodun yeniden yazıldığını belirtti. Bu buluşun, gelecekte, biyoyakıt üretimi, küresel ısınmayla mücadele ve ilaç üretiminde insanlığa büyük faydası olabileceği belirtiliyor. Daha önce, insanın gen haritasının çıkarılması için çalışmalarda bulunan Craig Enstitüsü nün Craig Venter ın da katıldığı araştırmayı yürüten Dan Gibson, yaptığı açıklamada, Bu, araştırmacılarımız ve bu bilim için çok heyecan verici bir gelişmedir dedi.
Amaçlarının bir hücreye sentetik kromozom yerleştirmek ve ilk yapay organizmayı yaratmaya başlamak olduğunu belirten Gibson, bunun için çalıştıklarını söyledi. Gibson, bu araştırmanın, tamamıyla yapay bir organizmanın yaratılmasının üç aşamasından ikincisi olduğunu kaydetti. İlk aşamada, geçen yıl bir bakterinin DNA dizilimi, bir başka bakteriye başarıyla nakledilmiş ve bu bakteri değişik bir tür haline gelmişti. Son aşamada, Venter Enstitüsü araştırmacıları, ürettikleri "Mycoplasma genitalium" bakterisinin sentetik genomundan yapay bakteri hücresi üretmeyi deneyecek. Venter Enstitüsü nün genetik kodunu yazdığını açıkladığı "Mycoplasma genitalium" bakterisinin basit bir organizma olduğu belirtiliyor.
Açıklamaya göre bu bakteri, yaklaşık 580 gene sahip, insanın DNA diziliminde ise yaklaşık 36 bin gen olduğu hatırlatılıyor. Araştırmacılardan Nobel Ödüllü Doktor Hamilton Smith, Büyük DNA dizilimlerinin yapay olarak yaratılmasının mümkün olduğunu gösterdik. Bu, biyoyakıt üretimi gibi önemli alanlarda yapılacak çalışmaların yolunu açabilir ifadesini kullandı. Smith, "Yıllar önce bu araştırmaya başladığımızda, başarmanın ne kadar zor olacağını biliyorduk, çünkü balta girmemiş topraklarda macera arıyorduk diye konuştu. Araştırmacılar, zehirli atıkların biyolojik açıdan zararsız hale getirilmesi ve karbondioksidin depolanmasında kullanılacak yapay organizmaların üretilmesinin de mümkün olduğunu söyledi.
Enstitünün Kurucusu Craig Venter (61), geçen ekim ayında yaptığı açıklamada, laboratuvarda bulunan kimyasal malzemelerden sentetik bir kromozom ürettiklerini açıklamış ve Bu kendi türümüzün tarihinde çok önemli felsefi bir adım. Genetik şifrelerimizi okumaktan bunu yazmaya doğru gidiyoruz demişti. Tasarım ürünü genlerin iyi uygulanırsa önemli potansiyel yararları bulunduğuna inandığını belirten Venter, bunun uzun vadede önceden düşünülemeyen alternatif enerji kaynağı olarak kullanılabileceğine işaret etmişti.
Aşırı karbondiyoksidi soğurabilecek bir bakterinin elde edilebileceğini ve bunun küresel ısınmayla mücadelede kullanılabileceğini ya da tamamen şekerden bütan veya propan gibi yakıtlar üretilebileceğini söyleyen Venter, Büyük düşüncelerimiz var. Yeni bir yaşam sistemi oluşturmaya çalışıyoruz diye konuşmuştu.
çizgiötesi diye bi filmde tıp öğrencileri kalplerini şokla durdurup kısa süre sonra şokla tekrar çalıştırıyorlardı. ölürken ne hissederiz denemek lazım :)
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı en yırtıcı hayvanin pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, ey sonsuz varlık muhasebesi!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı en yırtıcı hayvanin pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, ey sonsuz varlık muhasebesi!
UNESCO, mercan resiflerinin, başta Karaipler’de olmak üzere, küresel ısınma, kasırgalar ve insan faaliyetlerine bağlı nedenlerden dolayı yokolma tehdidi altında olduğu uyarısında bulundu.
UNESCO, yayımladığı bildiride, “mercan resiflerinin hassas ekosistemler olduğunu ve şu anki tahminlere göre ekonomik kalkınma ve iklimin etkilerinin dünyadaki mercan resiflerinin yaklaşık 3’te 2’sini önemli ölçüde tehdit ettiği” vurgulandı ve “özellikle mercanların beyazlaşmasının dünyanın ısınmasının bir sonucu olduğuna” dikkat çekildi.
Bilimsel bir rapora dayanılan bildiride, 2005 yılının, Karaipler’de birçok insanın geçim kaynağı olan ve kıyıların korunmasına, turizme ve yenilenebilir kaynaklara katkı sağlayan mercan resfileri açısından en kötü yıl olduğu belirtildi. Ölçümlerin başladığı 1880 yılından beri en sıcak yıl olan ve yıl içinde 13’ü kasırga olmak üzere 26 büyük fırtınanın meydana geldiği 2005’te çok önemli ölçüdeki beyazlama yüzünden büyük oranda mercan kaybının olduğu, bu oranın Cayman Adaları, Jamaika, Küba ve Fransız Antilleri gibi birçok adada yüzde 95 olduğu kaydedildi.
UNESCO, dünya çapında yaklaşık 500 milyon insanın, geçimini sağlamak, kıyıların korunması, yenilenebilir kaynaklar ve turizm için sağlıklı durumdaki mercan resiflerine bağlı olduklarını ve dünyanın en yoksul ülkelerinden yaklaşık 30 milyon insanın beslenmeleri için tamamıyla mercan resiflerine bağlı olduklarını bildirdi.
UNESCO Uluslararası Denizbilim Komisyonu’nun sponsor olduğu ve 80 bilim insanı ve mercan resiflerinden sorumlu kişiler tarafından hazırlanan raporda, dünyadaki resiflerde mercanların canlı kalmasını sağlamanın tek yolunun, sera etkisi yaratan gazların salımını ciddi ölçüde azaltarak küresel ısınmayı kontrol altına almak ve kirlilik, avlanma ve kıyı kesimlerinin zarar verici biçimde gelişimi gibi etkenleri titizlikle ele almak olduğu ifade edildi.
Grip vakalarında patlama yaşınıyor. Hastalığın Şubat ve Mart’ta tepe noktasına ulaşılacağını belirten Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi, çalışanlarda yaygın görülen yeni tip grip virüsüne karşı, “başkalarıyla yakın temastan kaçının” uyarısı yaptı.
Avrupa’nın ikiönemli sağlık otoritesi Avrupa Grip Gözlem Komitesi (EISS) ve Avrupa Hastalıktan Korunma ve Kontrol Merkezi (ECDC), önümüzdeki iki ay Avrupa’da büyük bir grip dalgasının olacağını açıkladı.
EISS ve ECDC, içinde bulunduğumuz hafta içinde Avusturya, Bulgaristan, Fransa, Macaristan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Slovenya, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de artan grip vakalarının önümüzdeki günlerde Doğu ve Kuzey Avrupa’ya yayılmasından endişe edildiğini bildirdi. EISS ve ECDC, çocukların yanı sıra yetişkinlerde de yaygın olarak görülmeye başlanan yeni tip bir İnfluenza A (H1) virüsüne karşı uyarıda bulundu.
Yapılan açıklamada, şu ana kadar gözlenen vakalarda bu yılki mevsimsel gribin, İnfluenza A(H1) virüsünün yeni bir alt tipinin etkisiyle oluştuğuna ve bu alt tip virüsün orta ölçekli salgınlara neden olabileceğine dikkat çekildi. Yapılan açıklamaya göre son 15 yılda İnfluenza A (H1) enfeksiyonu en fazla küçük çocuklar üzerinde etkili olurken, bu yıl özellikle İrlanda, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de yarattığı enfeksiyon yoğun olarak çalışan nüfus üzerinde tespit edildi.
Avrupa Hastalıktan Korunma ve Kontrol Merkezi (ECDC) Direktörü Zsuzsanna Jakab ise gribal enfeksiyonlar karşısında özellikle yaşlıların ve kronik kalp/akciğer rahatsızlığı bulunanların ciddi tehdit altında olduğunu, bu vakalarda hastalığın ölümcül olabileceğini dile getiriyor.
TÜRKİYE DE RİSK ALTINDA
Grip mevsimi ülkemizde geç döneme doğru sarkıyor. Son yıllarda grip Türkiye’de artık Kasım ve Aralık aylarında değil, Ocak, Şubat ve Mart aylarında tepe noktasına ulaşıyor. Bu yıl da Ocak ayının ikinci yarısında patlama var.
T. C. Sağlık Bakanlığı’nın 2. Grip Referans Merkezi olarak kabul ettiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji ve immünoloji Bilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selim Badur, “Merkezimize 5 ilden ulaşan sonuçlar Ocak ayının ortasından itibaren grip vaka sayısında ciddi bir artış olduğunu gösteriyor. İstanbul, Edirne, Bursa, Antalya ve İzmir’den gelen örneklerde yüksek oranda İnfluenza A pozitif sonucu çıktığını görmekteyiz” diyerek uyarıda bulunuyor.
Prof. Badur gribin Ocak ayı içinde çocuklarda çok daha yaygın olduğunu, bir hafta içinde 22 örnekten 13’ünün pozitif çıktığını da sözlerine ekledi.
Mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Selim Badur son derece bulaşıcı bir hastalık olan gribin tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna da dikkat çekti. Prof. Badur “uzun yıllardır yanlış ve bilinçsiz uygulanan grip tedavisi yerini gribe karşı etkili antiviral ilaçlara bıraktı” diyerek sözlerine şu şekilde devam etti:
“Gribin başarılı biçimde kontrol altına alınması için erken tanı ve tedavi gereklidir. Grip tedavisinde antibiyotik kullanmak yanlıştır, çünkü grip virüsüne antibiyotiklerin etkisi yoktur. Ayrıca, gereksiz ve aşırı antibiyotik kullanımıyla oluşan direnç antibiyotiklerin bakterilere karşı etkinliğini azaltmaktadır. Soğuk algınlığı ilaçları ise, belirtilerde kısa süreli rahatlama sağlar, fakat tedavi edici değildir. Üstelik vücudunuza yerleşip yayılması için grip virüsüne zaman kazandırır.
Son yıllarda geliştirilen gribe karşı etkili antiviral ilaçlar, grip virüsüne etki eder ve vücuda yayılmasını engeller. Grip başladıktan sonra kısa süre içinde gribe karşı etkili olan antiviral ilaçların kullanılması, hızlı bir şekilde iyileşme sağlamaktadır. Halk arasında kullanılan “tedavi edilirse bir hafta, edilmezse yedi gün sürer” sözünün aksine, gribe karşı etkili olan antiviral ilaçların kullanılması, ateş ve diğer hastalık belirtilerini azaltıp hızla iyileşme sağlar ve normal gündelik yaşama dönüşü hızlandırır.”
Grip nedir? Nasıl korunmak gerekir?
Yaygın bir şekilde “nezle” olarak adlandırılan aslında nezleden çok farklı seyri olan grip, A ve B tipi grip virüslerin neden olduğu, insandan insana kolayca geçen viral bir hastalıktır.
Hastalığın belirtileri ani başlayan , baş ağrısı, kas ağrıları, öksürük ateş/üşüme ve yorgunluk/zayıflık hissidir.
Grip her yıl toplam nüfusun yüzde 5’i ile yüzde 15’ini etkilemektedir.
Grip her 10-50 yılda bir, grip A virüsünün yeni ve farklı bir alt tipi ile dünya çapında ciddi salgınlara neden olabilir.
Grip hastalığına yakalanmış olan kişiler mümkün olduğunca başkalarıyla yakın temastan kaçınmalıdır.
Ellerin yıkanması gibi temel hijyen kurallarına uyulmalıdır.
Yüksek risk gruplarındaki kişiler (yaşlılar, kalp ve akciğer hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkları olan kişiler, bağışıklık sorunu taşıyanlar) gribe karşı koruyucu aşı yaptırmalıdır.
Enfeksiyonu önlemek, semptomların ciddiyetini ve süresini azaltmak için ulusal protokollere göre uygulanan antiviral ilaçlar da alınabilecek diğer önlemler arasındadır.
Grip konusunda toplumların bilinçlendirilmesiyle herhangi bir salgın ihtimali öncesinde uzman doktorlara başvurma oranı ciddi ölçüde artırılabilir ve grip mevsimi boyunca iş kayıpları önlenebilir.
Aslında arılar yummurtalarını yaptıkları peteklerin içine koyar üzerinide bal ile kapatırlar. Resimdeki gibi bazı eşek arıları ise yuvalarını peteklerle degilde çamurdan yaparlar ve içerisine yumurtayı bırakır. Bal arılarda olan Kraliçe arı ve koloni zorunluluğuda olmayabilir. İşte resimler