Ana Sayfa | EGP Nedir ? | Aktif Konular | İletişim |  Künyemiz | Yardım !

 

Üye Olmak için Tıklayınız !

Kullanıcı : Şifre :

Hatırla

Şifre Unuttum ?
Tüm Forumlar

Yeni Konu Aç  Konuyu Cevapla
İzlediklerim Listesine Ekle

    Edebiyat
         Eski Hikayelerim

|  

   
  Gönderen Konu
 
muhtar

Yönetici



Offline

12840 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 26 Ocak 2008 01:29:41 | Alıntı Yaparak Cevapla

  Geçmişte bir çok arkadaşımızın zevkle okuduğu ve site arşivine kaldırılan ama yeni arkadaşların merak edip yeniden yayınlamamı istedikleri bir kaç kısa hikayemi aşağıya alıyorum.

KARA TREN

Yaşam dediğimiz bir su gibi akıp gidiyor gün be gün.
Şöyle geriye doğru dönüp baktığımızda ise,
binlerce hatıra zihnimizde dolaşıyor.karmakarışık hepsi belleğimizde uçuşurken aralarından bazılarının bizi gerçekten etkilediğini fark ediyoruz.
Benimde yaşamımda kara trenin ayrı bir yeri var.
Lise I ‘e giderken evimden okuluma her sabah karatren ile giderdim.
Bu 25 dakikalık yolculuk son duraktan bir durak önce okulumun bulunduğu durakta benim inmemle biterdi.
Son durak yolcularının çoğu ise ya işlerine giden işçiler yada
Cumhuriyet kız meslek lisesine giden öğrencilerdi.
Tren 3-5 vagondan oluşur, her grup kendi vagonunda buluşurdu, İşçiler,
biz Teknik Meslek Lisesi öğrencileri ve Kız Meslek Lisesi öğrencileri
farklı vagonlara doluşmayı tercih ederdik.
O kısacık yolculuk boyunca şarkılar türküler gülüşmeler öğrenci vagonlarından ayyuka çıkardı.
Zaman zaman kondüktör gelir ve çizmeyi aşanlara haddini bildirir belli bir disiplin altına almaya çalışırdı bizi.
Bir sabah yine annemin zorla yedirdiği kahvaltımı yarım bırakıp akşamdan kitapları ve defterleri hazırladığım o koskoca meşin çantamı sırtıma askısından asıp dışarı fırladım.
Tren istasyonu ile evim arasındaki yolu nefes nefese aşıp sabırsızlıkla beni bekleyen eğlenceye kavuşmak için kendimi trene attım.
Ama trene bindiğimde beni bir sürpriz bekliyordu.Tren hınca hınç doluydu.
Alsancak stadyumunda yapılacak öğrenci gösterileri için diğer okullardan seçilen öğrenciler de provalar için Alsancak stadına gidiyorlardı.
Kendi vagonumuz yabancı öğrencilerce işgal edilmişti.Rahatımız huzurumuz kaçmıştı.O vagonda duramazdım artık rakip okul öğrencileriyle.
Etrafıma şöyle bir bakındım ve benle aynı şaşkınlığı yaşayan diğer iki arkadaşımı da gördüm.
Göz ucuyla işaretleştik diğer vagonlara doğru diye.
Usulca diğer vagonlara doğru seğirttik.
Trenin merdiven basamaklarını hızla çıkıp kendimi vagonun içine attım.
Kapıyı açtım ve içeri süzüldüğümde burasının da kalabalık olmasına rağmen en azından ayakta duracak yer olduğunu gördüm.
Solda 3 kişinin oturacağı karşılıklı 2 adet deri koltuk ,
Sağda sadece birer kişinin oturacağı ama nispeten geniş karşılıklı 2 koltuk vardı.
Sağ tarafı daha uygun görüp tek kişilik koltukların yanında ayakta dikildim.
Kendime uygun bir yer bulmanın huzuruyla derin bir nefes alıp trenin kalkmasını bekledim.
Şeftren ağzındaki düdüğü çaldı bir kez ve ardından istasyondaki kampanayı çalarak trenin kalkmakta olduğunu son dakikada trene yetişmekte olan yolcularına duyurdu.
Ardından 3 kez düdük sesi duyuldu yeniden.Bu makiniste yola çıkabilirsin işaretiydi.
Tren şöyle bir silkelendi, lokomotif buharları ayyuka çıkarak ileri doğru fırladı.
Artık yola çıkmıştık,raylarda demir tekerleklerin çıkardığı yeknesak gürültü bir ninni gibi bedenimizi sarmıştı.
Ben omzunda ağır çanta o cılız vücudumla sağa sola yıkılmadan ayakta durmaya çabalıyordum ama nafile.
Tren her sağa sola seğirttiğinde bende savruluyor zorlukla duruyordum ayakta.
Etrafıma şöyle bir bakındım ,bulunduğumuz vagon çoğunlukla Kız Meslek Lisesi öğrencilerinin oturduğu vagondu.Farkında olmadan onların vagonuna binmiştik.
Aniden irkildim, biri ceketimin kolundan çekiyordu.
Başucunda durduğum koltukta oturan kız kenara çekilmiş bana yer açmış
gel otur diye işaret ediyordu.
Kıpkırmızı oldum ,o cılız vücudumla oraya sığacağım şüphesizdi.Ama utanıyordum kekeledim teşekkür ederim gibi kendimin de anlamadığı garip sesler çıktı ağzımdan .
Kız ısrar etti, ayakta duramıyorsun gel otur şuraya diye
otoriter bir sesle beni yanına çekti.
Yanına oturmuştum ama kafamı çevirip yüzüne bakamıyordum.
Teknik Lisede mi okuyorsun diye sordu araştırıcı gözlerle bana bakarken.
Cevap vermek için başımı çevirdim ve o an dünyam karardı.
Yemyeşil bir denizin içine düşmüştüm sanki.Aman Tanrım neydi bu böyle ?
şaşkın şaşkın kızın yüzüne bakıyor ama istesem de ağzımdan kelimeler çıkamıyordu.
Tekrar sordu . Nerede okuyorsun diye.
Omzumdan aşağıya indirip bacaklarım arasına aldığım ağır çantamı iki bacağımla sıkarak ve kendimi kasarak cevap verdim.
Evet...!
Oh bee , sesim çıkmıştı nihayet.
Kaça gidiyorsun diye sordu bu defa.
Lise bir dedim .Bu defa ki sesim kendime güvenimin biraz daha geldiğini heyecanımı yendiğimi gösteriyordu.
Siz kaça diye bu defa ben sordum.
Kız Meslek lisesi iki dedi.
Benden bir yaş büyük bir sınıf yukardaydı.
Başladık okuldan derslerden sohbet etmeye.
Neler konuştuk hatırlamıyorum bile çünkü hepsi önemsizdi
o yemyeşil deniz içinde kaybolmamın yanında.
Nasıl ineceğim istasyona geldim , nasıl indim ,o gün neler gördüm derste
hiç bilmiyorum.
Bildiğim tek şey yemyeşil bir denizdi.
Aşık olmuştum hayatımda ilk kez ciddi olarak.
Onlarca kız arkadaşım olmuş ama hiç birinin diğer erkek arkadaşlarımdan bir farkı yoktu o güne kadar.
O başkaydı benim yaşamımda artık.
Bir okul dönemi boyunca her sabah daha bir iştahla daha bir şevkle
trene koşuyordum artık onu görebilmek için.
7.20 treni benim için yaşamımın vazgeçilmez bir dayanağı olmuştu.
Tren kondüktörü erkeklerin kızların yanına gelmesine pek hoş gözle bakmıyor kovalıyordu bizi o vagondan.O yüzden kondüktör biletlerimizi aldıktan sonraya kadar kendi vagonumda kalıyor. Gittikten sonra diğer vagona koşuyordum.
Okul kapanana kadar sürdü arkadaşlığımız.
Yeni okul döneminde gelmedi bir daha trene,ya okul değişmiş yada o semtten taşınmışlardı.

7.20 TRENİ HALA BUHARLARINI SAVURA SAVURA GİDİP GELİYOR GÖNLÜMDE.

SENİ HALA SEVİYORUM 7.20 TRENİ
 

VENI VIDI VICI - SANALA GELDİM -SANALI GÖRDÜM -SANALI YENDİM
 
muhtar

Yönetici



Offline

12840 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 26 Ocak 2008 01:31:22 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
İNMİSİN CİNMİSİN SEN NESİN ACABA SANAL EVİM

Sanal Evim Nedir Ne Değildir ?

Bir “Arı Kovanı” na benzetiyorum ben bu forumu,
Binlerce arı (üye) dolaşıyor etrafında vızıl vızıl.
Kimi bir parça kovandan bal (bilgi) alabilmek için ,
Kimi kovana bir parça bal ilave edebilmek için.

Aynı arı kolonilerinde olduğu gibi Ana Kraliçe arı (webmaster)
yönetiminde dişi arılar (yönetici ve moderatörler) kovanın bakımını
bal (bilgi) üretimini , yavru arıların (yeni üyeler) bal (bilgi) ile beslenmesini
ve gelişmesini,dışarıdan kovana yapılan saldırı ve çeşitli eylemlerin
(virüs saldırıları, hack leme girişimleri,kural ve düzeni bozucu girişimler)
karşısında durmayı sağlıyor.Kovandaki erkek arılar ise (kıdemli üyeler)
vızır vızır dışarıdaki çiçeklerden (internet ortamı ve diğer kaynaklar) topladıkları balı (bilgiyi) kovana taşıyorlar

Peki , doğadaki (sanal ortam) bu acımasız rekabet koşulları arasında nasıl oluyor da bu kadar
yeni bir kovan (forum), bu kadar kısa sürede diğer kovanlardan (forum) çok daha hızlı gelişme gösterip , nitelik ve nicelik olarak, arı (üye) sayısı, kalitesi ve içerik zenginliğine
kavuştu.Bu işin sırrı nedir; Nedir bu kovanı(forum) diğerlerinden farklı yapan .

Sanırım tek kelime ile “Özveri” , forumu kuran, bu günlere getiren kurucu ve şu an
yaşatan yönetici grubun tavizsiz uyguladıkları “Önce İnsan Sevgisi “ politikaları.

“Sanal Evim”
Bir forumun ismi bu kadar “CUK” diye oturmaz.
Gerçekten de foruma gelenlerin kendini evinde hissettikleri bir yer.
Sitenin farkı forumdan içeri girildiğinde hemen anlaşılıyor zaten..Çok sıcak ama asla cıvıklığa kaçmayan bir hoş geldin.Her bir yeni üye ile tek tek kişiliğine saygı göstererek ilgilenme,

Kolay okunur sayfa dizaynı,hızlı menüler ile ziyaretçinin bilgiye hiç zaman kaybetmeden ulaşmasını sağlamak, 7 den 77 ye diyebileceğimiz her yaş grubu , her farklı karakter ve farklı ihtiyaçta ki ziyaretçilerine uygun içerik hizmeti vermek.
Teknik özellikleri,içerik zenginliği saymakla bitmez sayfalar sürer forumun.Her geçen günde yenileri eklenmekte daha da zenginleşmekte.

Bu mu forumu farklı kılan , çok zengin içeriği ?
Hayır ,
Tabii ki bunların da çorbada tuzu var ama binlerce on binlerce site arasında
Sanal Evim’den çok daha iyi dizayn edilmiş ,albenisi çok daha fazla ,
görsel öğeleri doruk noktalara ulaşmış,neredeyse içinde yok yok diyebileceğimiz içerikte onlarca ,yüzlerce site var
Ama derler ya kadının veya erkeğin fiziki güzelini değil “ruhu” güzelini al .
Bu forumu farklı kılan işte bu “ruhu” .
Sitemizin bu “ruhu” nu tüm diğer sitelere de örnek olması gereken bu özelliğimizi
hadi gelin birlikte ölümsüzleştirelim.Buyurun konularımıza sizleri bekliyoruz.



VENI VIDI VICI - SANALA GELDİM -SANALI GÖRDÜM -SANALI YENDİM
 
muhtar

Yönetici



Offline

12840 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 26 Ocak 2008 01:34:50 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
SANAL DÜNYANIN SANAL HİKAYESİ

İZMİR’DE PAZAR SABAHI
BÖLÜM - I -

Güneşli bir Pazar günü,saat 12 ye geliyor ve ben arabamı bir kenara park etmiş
Kordon boyunda yürüyorum, içimde önleyemediğim bir heyecan.Üstümde martılar uçuşuyor elimde İzmir gevreği.Küçük küçük parçalar kopararak gevrekten deniz üstünde uçuşan martılara atıyorum.
Üç beş tanesi birden havada süzülen lokmaya pike yapıyor ve daha denize düşmeden kapışıyorlar.Gülüyorum bu hallerine,yaşam savaşları sadece beslenme ve üreme üstüne
kurulu bu hayvanlara.Ya benim savaşım ne ? diye düşünüyorum endişeyle.

Uzun bir birlikteliği bitireli neredeyse 6 ay olmuş,kendimi rahatlamış ve özgür hissediyorum.
Kordon boyunun duvarlarına sakin sakin çarpan küçük küçük dalgaları seyrediyorum
Deniz üstünde köpükler bir belirip bir kayboluyorlar.Tıpkı içimde kabaran duyguların
inip çıkması gibi.Gözlerim anlamsızca, karşımda duran Karşıyaka sahillerine takılıyor
Yüzlerce apartman deniz kenarında sıralanmış, binlerce daire ve onbinlerce insan yaşıyor içlerinde.Her biri başlı başına bir yaşam hikayesi saklıyor içlerinde.Düşünüyorum , benim hikayem ne acaba,duygularım beklentilerim ne,tanımlıyamıyorum kendimi bir türlü.

Yeni yeni Türkiye de tanınmaya başlayan İnternet, EGE Üniversitesi desteğiyle
1997 yılında her yere yavaş yavaş yayılmış,yeni bir kültür oluşmaya başlamış ve hizmet vermeye başlamıştı kişilere.Bu hizmetten bende kendi payıma düşeni alıyordum..
Duygularımdan kaçışımı Sanal Dünya’da bulmuş, kendime yeni bir kimlik yaratmış
Bu kimliği oynuyor, kendimi bu akışa bırakmış sürükleniyorum bilinçsizce.

Aniden tökezlemeyle birlikte kendime geldim.Az kalsın yere düşüyordum. Kordon boyundaki büyük iskele babalarından birini görmemiş çarpmıştım, ağzım bir karış açık, havaya, kuşlara, denize avanak avanak bakınırken.
Yüksek sesle kendi kendime gülmeye başladım, etrafımdan gelip geçenler bana şaşkınlıkla bakıyorlar kim bilir içlerinden “bu deli niye böyle kendi kendine gülüyor” diyorlardır.
Saatime baktım telaşla, 12 ‘yi geçiyordu.Saat 1’e az kalmıştı. Adımlarımı hızlandırdım Konak Meydanına doğru.Çünkü buluşma yerine ilk ben varmak istiyordum.bu ilk Sanal Dünya buluşmamıza.

------ Devam Edecek ------
(Gelecek Bölümümüz)
HAYRET ÇIĞLIKLARI
--------------------------------

SANAL DÜNYANIN SANAL HİKAYESİ

HAYRET ÇIĞLIKLARI

BÖLÜM - II -


Konak vapur iskelesinin önünde bir koşuşturmacadır gidiyordu Pazar günü olmasına rağmen.
Burası her zaman şehrin en hareketli yeri olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmemişti..
Sırtımı İlk Kurşun anıtına doğru dönüp iskeleye girip çıkan insanları,bunlara bir şeyler satabilmek için etraflarında fır dönen satıcı çocukları izliyordum.Kordon boyunda yaptığım kısa yürüyüş heyecanımı az da olsa almıştı. Gelen geçen insanların yüzlerine tek tek bakıyordum , bunlardan acaba hangisi 5-6 aydır sanal ortamda sıkı bir arkadaşlık kurup,ismini cismini bilmediklerimdi.IRC ortamında ortak sohbet odalarını paylaşan yaklaşık 100 civarında Türk var idi.En kalabalık grup İstanbullular olmasına rağmen biz İzmir liler yaklaşık 30 kişi kadardık Bulunduğumuz ortam baya büyük 2-3 bin kullanıcılı, yabancıların yönetimindeki bir IRC serveriydi.Sanalda kurduğumuz sıkı dostlukları gerçek yaşama da taşımaya karar vermiş ve bu Konak vapur iskelesi önündeki buluşmayı organize etmiştik.
Yaklaşık 20 kişi gelebileceğini söylemişti bu toplantıya.Heyecanla insanların yüzlerine bakmaya devam ediyorum, içlerinden birinin çıkıp merhaba ben sanaldan şu’ yum demesini bekliyordum.Belki de 20.nci kez kolumdaki saate baktım son 15 dakika içinde, saat 12.50 idi
Ve bir türlü geçmek bilmiyordu dakikalar.Bir sigara daha yaktım v efkarla dumanını içime çektim.Yüzümü yukarı kaldırıp dumanını havaya doğru üflerken dev gibi bir gölge önümde
belirdi.Yaklaşık 2 metre boyunda iri yapılı bu kişinin orta boyumla omuzu nu anca geçebiliyordum.Cüssesine uymayan nazik ve kibar sesiyle bana sordu.

-Affedersiniz arkadaşım burada bir toplantı buluşması vardı.Ben onları arıyordum
siz onlardanmısınız ?
-Evet doğru geldin , dedim.Bende onları bekliyorum ama henüz gelen giden yok.
Şöyle bir yukarıdan aşağıya inceledim karşımdakini.Üstündeki yazlık kıyafetini özenle bu buluşma için seçtiği belliydi.
Elimi uzattım karşımdakine
-Ben President dedim. Ya sen kimsin ?
-Ben de Ömercik, dedi ve elini uzattı, sıktım.
Kahkahalarla gülmeye başladım, sanalda her tür muzipliği birlikte yaptığımız bu çok sevdiğim sanal karakter ile , çok hoşuma gitmişti tanışmak.
O da gülmeye başladı benle birlikte, bir şekilde ilk tanışmanın stresini boşaltıyorduk ikimizde
kahkahalar atarak.
-Sen eminmisin, dedim “cik” olduğuna, yani Ömercik bu koca cüssenle.
-Ben karşımda ufak tefek sarı çilli bir çocuk bekliyordum sen kocaman biriymişin meğer.



VENI VIDI VICI - SANALA GELDİM -SANALI GÖRDÜM -SANALI YENDİM
 
muhtar

Yönetici



Offline

12840 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 26 Ocak 2008 01:38:02 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
ŞEYTAN ÜÇGENİ


BÖLÜM – I –

Troleybüs okul durağına geldiğinde kapıları gürültüyle açıldı.Hep birlikte kendimizi aşağıya atar gibi indik.Dersin başlamasına az bir süre kaldığı için doğrudan dersi alacağımız Anfi’ye yöneldim ,geç kalan öğrencileri Profesörümüz Anfi kapılarını kapatıp içeri almıyordu.
Yukarıdaki sıralardan dersi iyi takip edemediğim için 15-20 basamak aşağıya inip kürsüye yakın bir yere oturdum.Kısa sürede sağım solum öğrencilerle doldu ve dersi verecek profesörümüz içeri girip kürsüdeki yerini alınca aramızdaki fısıldaşmalar kesildi.Ticaret Hukuku dersini her zaman severdim ve hocamızın anlattıklarını tek kelime kaçırmadan dinlerdim.Arka arkaya verilen iki ders su gibi akıp geçmişti ve bundan sonra alacağım ders öğleden sonraydı.Arkadaşlarla derste anlatılanların yorumunu yaparak okul dışına yöneldik.

Okulumuz İkinci Kordon da bulunuyordu.Karşısında ünlü İzmir Sineması ve biraz ileride ise yine ünlü Ömer Ağa Cafe vardı.Bu üçü bir üçgen çiziyor ve biz öğrenciler yaşamımızın büyük bölümünün geçtiği bu üçgeni aramızda Şeytan Üçgeni diye adlandırıyorduk.Bütün umutlarımızı, beklentilerimizi sevinçlerimizi hüzünlerimizi aşklarımızı bu üçgende yaşıyorduk.Okulda dersten konuşarak tanışıyor,sinemada birlikte film seyrederken aşık oluyor, Ömer Ağa Cafe de ise anlamsız bir konuyu tartışırken bir birbirimizden ayrılıyorduk.

Bahar gelmiş ve okul gezileri sezonu başlamıştı.Hafta sonuna Marmaris ‘e gezi düzenlemişlerdi.
Cumartesi sabah yola çıkılacak bir gece kalındıktan sonra Pazar akşamı dönülecekti.
Kızlar için ayrı erkekler için ayrı iki pansiyon ayarlamışlardı.Kızların pansiyonu Marmaris kalesi yakınında yat limanı civarında Erkeklerin pansiyonu ise daha ileride Marmaris Lisesi arkasından ayarlanmıştı.Sıra hangi kızla gideceğime gelmişti.Aklımda kimse yoktu şimdilik
Neşeli ve cana yakın olmam sebebiyle okuldaki bütün kızlarla sıcak ilişki kurabiliyordum ama şu an hiç biriyle duygusal yakınlaşmam yoktu.Okuldaki bütün erkekleri peşinden koşturan sarışın afet Aysun benimde dikkatimi çekiyordu.Giydiği iddialı kıyafetler,makyaj stili,dudaklarını büzerek iç gıcıklayıcı bir ses ile konuşması ve bakışlarıyla karşısındakini yiyip bitirmesi bütün erkekleri kendisi için deli divane etmeye yetiyordu.Bana diğer erkeklerden sıra gelmez diye çoktan Aysun dan umudu kesmişken son günlerde sürekli yakınlarımda dolaşan ve bana ilgisini hissettiğim Seval ile konuşarak geziye birlikte gitmeye karar verdik.
Seval koyu renk saçları klasik giyimi ile okulda fazla dikkat çekmeyen biriydi.En belirgin özelliği iri siyah gözleri ile mahzun bir şekilde insanlara bakmasıydı.
Geziye çıktığımızda otobüste yan yana oturarak onu daha yakından tanıma fırsatı buldum.
İçine kapanık çok duygusal biriydi.Bana olan ilgisinin bu kadar çok olduğunu hiç fark etmemiştim.Yol boyunca gezdiğimiz Selçuk,Efes,Meryemana,Kuşadası gibi bütün tarihi ve turistik yerlerde el ele dolaştık.Mutluluktan havalarda uçuyor, mahzun buğulu gözlerinin içi sevinçten pırıl pırıl parlıyordu.Marmaris‘e vardığımızda akşam diskoda eğlence düzenlendiği söylendi ve hepimiz pansiyonlarımıza dağıldık.

Henüz deniz sezonu başlamadığından Marmaris fazla kalabalık değildi.Diskoda bizim okul öğrencilerinden başka birkaç yabancı çift vardı.Gece geç saatlere kadar çılgınca eğlendik dans ettik durduk.Ben dans etmeye alışık olduğumdan yorulmak bilmiyordum Seval ise beni pistte yalnız bırakmasın diye yerine oturmuyordu ama belli ki çok yorulmuştu.Gecenin yıldızı ise her zamanki gibi yine Aysun du.Pistte hiç görmediğimiz dans figürlerini sergileyip yine herkesi kendine hayran bırakıyordu.Sonunda pist boşalmış bizle birlikte sadece bir iki çift kalmıştı ortada ve Seval gözümün içine bakıyordu oturalım diye.Başımla masamıza doğru işaret ettim ve yerimize geçtik.Seval’in sandalyesini çekerek oturmasına yardım ettim, elimle alnımın terini silerek lavaboya yüzümü yıkamaya gitmem gerektiğini söyledim.
Lavabodan çıkışta koridorda Aysun ile burun buruna geldik.Karşılıklı birbirimize bakarak gülüştük.O meşhur iç gıcıklayıcı sesi ile gözlerimin içine bakarak buradan artık sıkıldığını
ve arkadaşlarını atlatarak dışarı çıkacağını istersem kendisini pansiyonuna kadar bırakabileceğimi söyledi.İnanılmaz bir şeydi ,bütün erkeklerin yanıp tutuştuğu Aysun beni seçmişti.Arkasını döndü ve kırıtarak burnumun dibinden bir rüya gibi kaydı gitti.
Afallamıştım bir an ne yapacağımı şaşırmış bir halde kararsız hareketsiz durdum yerimde.
Kararımı verip hızla koridordan salona döndüm ve oturduğumuz masadan tarafa doğru hiç bakmadan diskodan dışarı çıktım. Aysun az ilerde peşinden geleceğimden emin bir halde yavaşça yürüyordu.Yanına yanaştım ve elinden tutarak birlikte konuşarak yürümeye devam ettik.O kadar yolu nasıl yürüdük neler konuştuk farkında bile değildim.Pansiyonun bulunduğu sokağa gelmiştik.Aysun dudaklarıma hafif bir buse kondurup iyi geceler dileyip karanlık sokakta pansiyonuna doğru kaybolmuştu bile.Ortalıkta kala kalmıştım.İçimde pişmanlık ile sevinç, iyilik ile kötülük çarpışıp duruyordu.Allak bullak olmuştum, ne yapmıştım ben ?

Marmaris Kalesi ve Yat Limanı arkamda kalmıştı.Gecenin sabaha yaklaşan bu saatlerinde sokaklarda kimseler yoktu.Sokak lambaları ortalık aydınlatmada yetersiz kalıyor,kuytu köşelerde anlamsız şekiller gölgeler oluşuyordu.Meydanı geçip Marmaris Lisesi duvarı dibinden yürümeye devam ettim.Lise gündüz yoğunluğunu,yorgunluğunu geçirircesine gece sanki bir Mısır Piramidi sessizliğiyle olanca ihtişamıyla duruyordu.Alçak bahçe duvarlarıyla bina arasındaki bitkiler hafif bir hışırtıyla rüzgarda savruluyordu.Okulun ana giriş kapısına gelmiştim.Tam yürüyüp geçeceğim sırada bahçedeki garip bir kıpırtı dikkatimi çekti ve iki elimle kilitli demir parmaklıklı kapıya tutunup ne oluyor diye içeri baktım.

O’ NUNLA İLK TANIŞMA

Ne oluyor demeye kalmadan sanki bir mıknatıs bedenimi çeker gibi kapıya,iki demir parmaklık arasına yüzüm yapıştı kaldı Kendimi geriye çekip kurtulmaya çalışıyorum ama yapamıyorum.Gözüm az önce gördüğümü sandığım kıpırtıya ilişti.Uzun bitkiler arasında sanki belli belirsiz bir yüz var.Gözlerimi iyice kısıp görmeye çalışıyorum ama olmuyor,başım sıkıştığı yerde acımaya başladı,sağa sola oynatıp kendimi kurtarmaya çalışıyorum olmuyor.Yüz usulca bitkiler arasından çıktı ve bana doğru bir an geliyor yaklaşıyor ama ansızın yine uzaklaşıyor.Bu geliş gidişlerden başım dönmeye başladı,yaklaştı yaklaştı, ama bu yüzü olmayan bir yüz.Korkudan terlemeye başladım,dizlerimin bağı çözüldü,oracığa yıkılacağım ama ellerimi yüzümü parmaklıktan çekemiyorum, kimsin nesin diye kekeleyerek soruyorum,ama o sürekli bana doğru gelip gidiyor.Tekrar tekrar soruyorum ses yok.Kanımın damarlarımdan çekildiğini hissediyorum.Sonunda Ben Senim diye bir fısıltı ile kulağıma fısıldadı yüz.Sen Ben misin ? dedim Sesim boğazımda düğümlenip kaldı.
Bir taksi farlarını üzerime tutarak kaldırıma yanaştı.Gözlerim ışıktan kamaştı ellerimi kapının parmaklığından çektim dönerek taksi istermisiniz diye soran şöföre baktım.Hayır teşekkür ederim yürüyeceğim dedim ve oradan sarsak adımlarla uzaklaştım olanları düşünerek.

Ben O’muyum yoksa ?

Yoksa yoksa her insan bir O’mu ?

- Devam Edecek -
BÖLÜM – II –

YÜZLEŞME

Geziden dönüşümüz üzerinden neredeyse iki hafta geçmişti ama bu süre zarfında Seval ile hiç görüşememiştik.Özür dilemek ve neden böyle davrandığımı açıklamak için gözlerim sürekli etrafımda onu arıyor ama bir türlü yakalayamıyordum.Belli ki özellikle benden kaçıyordu.Aysun ise her zamanki dünyayı umursamaz tavrı ile yine erkekleri peşinden koşturmaya devam ediyordu.
Marmaris Lisesi kapısı önünde o gece yaşadıklarım aklımı allak bullak etmişti.Bir sürü soru kafamda uçuşuyor ama hiç birine beni tatmin edici bir cevap bulamıyordum.
Bir hayal mi görmüştüm yoksa , diskoda aldığım az miktarda alkol sebebiyle?
Kimdi o ?
Yoksa yoksa vicdanımın sesimiydi bu ?
Yoksa şeytanla mı tanışmıştım ?
Onun beni yönlendirmesiyle mi bu şekilde acımasızca davranmıştım bilemiyordum.
Kendi kendime okul bahçesinde söylenerek yürüyor, başımı aklıma gelen her seçenekte sağa sola hayır anlamında sallıyordum.
Biri geldi yanıma koluma girdi, başladı beni bahçe kapısına doğru çekiştirmeye.Başımı kaldırıp baktım,okul arkadaşım Talat idi.Bizim Sınıftakiler Ömerağa cafe de toplanmışlar laflıyorlarmış,saatime baktım gireceğimiz derse daha oldukça çok zaman vardı.Kendimi bu yüzden çekiştirilen yöne doğru bıraktım.
Cafe den içeri girdiğimizde hep bir ağızdan konuşmalardan dolayı bir curcuna içinde bulduk kendimizi.Üç dört masa yan yana koyulup birleştirilmiş ve etrafına sıralanmışlardı.Hararetli konuşmalardan dolayı çoğu bizim içeri girdiğimizi bile fark etmedi zaten.Sandalyelerimizi yan masalardan alıp bizde masa etrafına iliştik.Kimi güncel siyasi olaylardan söz ediyor, kimi müzikten kimi ise yanındaki kıza kendinin farklılığını ispat etmek için felsefi konuşmalar yapıp aslında zırvalıyordu.Hiç bir konuşma ilgimi çekmemiş uzaktan sadece izliyordum bütün olanları.Aysun bir ara, ağzının içine düşecekmiş gibi ona bir şeyler anlatmaya çalışan Necdet’tin yanından bana doğru başını hafifçe çevirip, göz kırpıp ne haber, nasılsın dercesine gülümsedi ve tekrar anlatılan konuya doğru dikkatini verdi.Garson tepeme dikilmiş ne içeceğimi soruyordu.Bol tarçınlı bir salep ısmarladım kendime.Ömerağa’nın en meşhur içeceğiydi bu.Garsonun getirdiği salepi küçük küçük yudumlayıp ağzımı yakmasın diye bol bol üflüyordum.Şeytan üçgeni diye adlandırdığımız üçlü güzergahımızın üçüncü ayağı olan bu cafe derslerden arta kalan zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz bir yerdi.Bize ders veren öğretim görevlisi, doçent veya profesörlerden bazıları İstanbuldan uçak ile gelip gidiyordu üniversiteye.Dersi olup da gelemedikleri zaman uzun aralarımız oluyor ve bu uzun araları hemen okulun karşısındaki sinemaya topluca giderek film izleyerek dolduruyorduk ve burası da ikinci ayağı oluyordu üçgenin.Grupta Seval yine yoktu.Zaten çoğu zaman aramıza katılmaz bahçede veya okul kantininde kitap okuyarak gireceği dersi beklerdi.Biz ise kantini pek sevmezdik çünkü oranın iki ucu farklı iki siyasi görüş tarafından parsellenmiş sert siyasi sloganlar ve sataşmalar zaman zaman havayı geriyordu.Kantinin ortalarını kullanan bu gruplara katılmayanlar ise hava gerildiğini hissettikleri an kantin dışına kaçıyorlardı.

Derslerim bitmiş, okulun karşısındaki sinemanın önündeki otobüs durağında beni evime götürecek troleybüsü bekliyordum.Uzaktan aracımız nihayet gözüktü.Havaya gerilmiş tellerden boynuz dediğimiz uzun kollarıyla elektrik alarak yürüyen troleybüs sarsıla sarsıla durağa yaklaştı.Havalı kapıları büyük bir gürültüyle yanlara çarparak açıldı.Duraktaki kalabalık öğrenci topluluğu itişerek içeri doluştuk.Troleybüslerdeki en sevdiğim yer en arkadaki ayakta durulan geniş boşluktu ama oraya kalabalıktan ulaşmak mümkün gözükmüyordu.Tek kişilik oturma yerlerinin bulunduğu yan pencere kenarlarından birine yanaştım ve koltuk kulpuna sıkı sıkı tutunarak ayakta yolculuğuma devam ettim.Kendimi çok yorgun ve bitkin hissediyordum ve kafam hala karmakarışıktı.Bir kaç durak sonra önümde oturan kişi yerinden ayağa kalktı, troleybüsün durma zili çalma kordonunu çekti ve durakta indi.Kendimi hemen boşalan koltuğa bırakarak oturdum.Kucağımdaki kalın ders kitaplarımdan birini açtım ve amaçsızca sayfalarını kurcalamaya başladım.Aklıma üşüşenleri kovmaya çalışıyordum aklımca.
Canım sıkıldı hırsla kitabın kapağını kapatıp kafamı kaldırıp içerdeki yolculara bakayım derken yaşlı bir bayanın biraz önümde bana dikkatlice bakışıyla karşılaştım.Yüzündeki yorgun ifadeden ve zorlukla ayakta durmasından ne istediğini anladım.Yer vermemi bekliyordu.Bir an kendi kendimle mücadele ettim ne yapayım diye sonra, aman adam sende
bende zaten çok yorgunum diyerek içimden, başımı sanki anlamamış gibi pencereden dışarı doğru çevirdim.

İneceğim durağa geldiğimde hava kararmıştı.Durakta kendimi araçtan aşağıya attım ve hızla evime doğru yöneldim.İnsanlar evlerine yetişme telaşıyla oraya buraya koşuşturuyor sokak aralarında, apartmanların kapılarında kayboluyorlardı.Bizim semt körfezi yüksekten gören bir tepeye kurulmuştu.Eskiden dağlık kayalık olan bu yörede kayalar kırılarak açılan alana apartmanlar inşa edilmişti.Ana caddeden bizim apartmanların bulunduğu mahalleye varıncaya kadar önce upuzun askeri bölge uzanıyordu.Yolun bir yanı kayaların üstüne kurulmuş askeriyenin yüksek duvarları ve üstünde yine yüksek dikenli telleri, karşısında ise apartmanlar sıra sıra diziliyordu.Evime varıncaya kadar 200 metreye yakın bir yolu yürümem gerekiyordu
Nispeten kalabalık olan yolu bitirip askeriyenin köşesine vardım ve bizim ara sokağa saptım
Solumda kayalar ve üstünde askeriyenin en arkasını kapayan dikenli telleri sağımda ise komşu apartmanlar uzanıyordu.Bir kaç blok sonra evime varacaktım artık.Aydınlatması zayıf olan sokakta ben yürüdükçe kayalar üstündeki gölgemde karanlıkta benle birlikte süzülüyordu.Birden tuhaf bir kahkaha kulağımda çınladı başımı çevirip etrafa baktım sokakta benden başka kimseler yoktu.Daha hızlı yürümeye başladım ve birkaç adım daha atmıştım ki aynı kahkaha tekrarladı.Ürpermiştim,başımı kayalardan yana çevirdim ve işte o an yine O nun
yüzü karşımda bana gülüyordu.Durdum kayalardan yana yüzümü çevirdim ve geri geri giderek yola doğru birkaç adım sarsılarak attım işte orada idi. Kayaların içinden bana doğru, ben geri kaçtıkça üstüme doğru geliyordu.Koşarak evime doğru kaçmak istedim ayaklarım bana itaat etmedi orada kala kaldım.Bir çekim gücü beni kayalara doğru çekti,yaklaştım yaklaştım ve yüzüm kayalara yapıştı.İki elim ile kendimi geriye iterek yüzümün yapıştığı kayalardan kurtulmaya çalıştım.Ben geriye doğru çabaladıkça daha fazla yapışıyordum.
Beni içeriye doğru çekmeye çalışıyor ben direniyor ve canımın yanmaya başladığını hissediyordum.Soluğum kesildi,kalbim sanki yerinden çıkacakmış gibi hızla çarpıyordu.Tüylerimi ürperten o garip kahkaha yerini kulağımda çınlayan fısıltıya bıraktı.
Ben senim ,ben senim diye sürekli bir şekilde fısıldıyor beni kendine çekmeye devam ediyordu.
Omuzuma dokunan bir el iyimisiniz diye seslendi ve kendime gelmemi sağladı.Baktım yaşlı bir amca endişeli bir şekilde bana bakıyordu.Başımı yapıştırdığım kayalardan geriye çektim ve ; Sanırım başım döndü ama şu an iyiyim dedim ihtiyara.Eve gidip tuzlu ayran içmemi önerdi, sonra yavaş adımlarla karanlıkta kayboldu..Duvardan uzaklaşarak kayalar üstünde süzülen gölgemden kurtulup apartmanların bulunduğu karşı sıraya geçtim ve oradan evime doğru yürümeye devam ettim.



- Devam Edecek -

BÖLÜM – III –

DAVET

Ay ışığı kıpır kıpır denizin suları üstünde sanki dans ediyordu.Sahilevleri semtinin süper lüks villalarının sahile kadar uzanan geniş yemyeşil bahçeleri ışıklarını yakmış, çimenlerin arasına aralıklarla yerleştirilmiş fıskiyeleri etrafa sularını saçıyordu.Bir kaç kilometre uzunluğundaki bu sahil bandının ön sıralarında yetmiş seksen civarında çok lüks villa yer alıyordu.Arkalarda ise narenciye ve meyve sebze yetiştiren çiftçilerle, balıkçıların ahşap kulübeleri vardı..Sahil boyunca yer alan yürüyüş yolunda ise her zaman gezenler bulunur hiç boş kalmazdı.Yol boyunca seyrek aralarla sıralanan oturma bankları çiftlerin en çok rağbet ettikleri yerlerdi.Sanki Amerikan filmlerindeki sahil villalarını taklit edercesine bahçe kapısı girişleri aslan heykelleri veya kanatlarını açmış avına saldıran kartallar gibi ilginç sembollerle süslü,arka binalarda orta çağ şatolarını taklit eden kuleler veya ışıkları göz kamaştıran geniş verandalar vardı.Bu semt şehrin en yüksek gelir grubuyla en fakir kişilerini bir arada bulunduruyordu.Sahil şeridinin sonlarına doğru balıkçı barınağı ve birkaç balıkçı iskelesi bulunuyordu.

Seval babasının balıkçı kulübesi yakınlarındaki kendi sandallarının bağlı bulunduğu iskeleye oturmuş ayaklarını suya doğru sallandırmış, elinde ders kitabı hafta başında olacağı vize sınavına hazırlanmak için yoldan gelen zayıf ışıkla kitaptaki yazıları sökmeye çalışıyordu.
İlerde denizde birkaç şilep ışıkları titreyerek limana doğru yol alıyordu.İskele etrafında kediler balık artıklarını paylaşamadıkları için birbirlerine tüylerini kabartıyor mırlıyor, hırlaşıyordu.

Elimde kitaplarım okul kantininden içeri girdim. Sağcılar ve solcular ortalıkta gözükmüyordu
Kantinin her iki ucundaki onlara ait masalar boştu.Ortalık sakindi.Orta bölümdeki masalarda ise oldukça kalabalık öğrenci topluluğu başlarını kitaplarına gömmüş harıl harıl ders çalışıyordu.Hafta başından itibaren oldukça sıkı birkaç sınavımız vardı.Onlara katılıp ders çalışmak için bende boş bulduğum bir masaya oturdum kitabımı açıp başladım okumaya.Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum,bir süre sonra aynı satırı tam beş defa okuduğumun farkına varıp artık okuduklarımın kafama girmediğini anladım ve başımı kitabımdan kaldırdım etrafıma bir bakındım.Benim gibi ders çalışmaktan sıkılmış birkaç kişi aralarında alçak sesle sohbete başlamışlardı bile.Hangi grubun sohbetine katılayım acaba diye düşünüp arkama baktığımda tam arkamda oturan Seval ile göz göze geldik birden.Ben mi ondan önce gelmiştim yoksa o mu benden önce gelip oraya oturmuştu kim bilir.Gülümsedim nasılsın diye bir fısıltı çıktı dudaklarımın arasından farkında olmadan.O da bana gülümsedi hatırımı sordu aynı anda.Gülüştük ve sandalyemi onun masasına doğru çevirip başladım havadan sudan konuşmaya.Ben o iri siyah buğulu gözlerinin içine bakarak bir şeyler anlatıyor o da ilgiyle dinliyordu.İkimizde aramızda geçen o tatsız olayı unutmak hatırlamamak için özenle konudan konuya atlıyor neşeyle sohbete devam ediyorduk.Sonunda Seval buraların ders çalışmak için çok kalabalık olduğunu, ertesi günün cumartesi ve tatil olduğu için birlikte ders çalışmak için istersem sessiz ve sakin olan sahile gelebileceğimi söyledi.Hem şaşırmış hem de sevinmiştim bu teklife ve hiç düşünmeden neden olmasın, tabii ki gelirim diye teklifini kabul ettim.Yan masada kendi aralarında sohbet eden bizim gruptan arkadaşlar aramızdaki bu konuşmaya kulak misafiri olmuşlar, aşk olsun Seval bizi davet etmiyorsun ya diye sitemde bulundular.
Kızcağız kızardı bozardı tabii ki sizde gelin,sizi de davet etmez miyim diyerek mecburen onları da çağırmak zorunda kaldı.
Kordonboyu nun en ünlü, en büyük oto galerisi idi burası.Geniş vitrininde çeşit çeşit son model otomobiller kendilerini beğenecek müşterilerini bekliyordu.Satışa çıkarılan otomobiller arasında en dikkat çekeni 1912 model antika bir araçtı.Sağda ve solda olmak üzere 6 şar silindirden 12 silindirli uzun bir motoru olan bu aracın motorundan dolayı uzun bir burnu vardı.Dolma lastik tekerlekli,bisiklet jantına benzer çelik çubuklardan jantları vardı.Parlak cilalı bordo rengi göz kamaştırıyordu.Üstü açık spor aracın gerektiğinde üstünü kapatmak için şöför mahallinden kumandalı mekanik bir kolla, kuzgun siyahı deri bir branda ile kapatılıyordu.Aracın her iki yanında, yüksek bombeli çamurlukları arasında önden arkaya doğru maun ahşap basamaklar çıkıntı oluşturuyordu.Yedek lastiği aracın arka bagaj kapağını bir arma gibi süslüyor,motor kaputunun ön önündeki açıktaki radyatör dekoratif bir hava veriyor,radyatörün kromaj dekoratif kapağı,kapı kolları,dikiz aynaları pırıl pırıl parlıyordu.İki karış yüksekliği geçemeyen ön camlar iki parça halinde sanki bir pencere pervazını andırıyordu.Alçak dört kapısının öndekileri geriye doğru,arka kapılar ise öne doğru açılıyor,bütün kapılar açık iken araç sanki kanatlarını açmış uçuşa hazır bir kelebeği andırıyordu.Galeri sahibi arasıra aracına binerek şehir içinde dolaşıp aracıyla gurur duyuyor, havasını atıyordu.Antika otomobili görenler dakikalarca gözlerini kıskançlıkla araçtan alamıyordu.
- Devam Edecek -

Bölüm – IV-

ZİYAFET

Sabah erkenden kalkıp Sahilevleri semtine doğru yola çıktım.Diğerlerine öğlen buluşalım diye haber verilirken benim erken gelmemi istemişti Seval.Balıkçı barınağı önüne vardığımda
Saat henüz 9 bile olmamıştı.İskelenin hemen yanına üstü palmiye dallarıyla kaplı bir çardak yapmışlar altında masalar ve sandalyeler vardı.Seval geldiğimi gördü ve beni karşılamak için çardağın altından çıkarak yanıma koştu ve yanaklarımdan öperek hoş geldin dedi.Klasik hal hatır sorma faslından sonra oturup birlikte ders çalışmaya başladık.Saat 11 e kadar çalıştıktan sonra Seval kitapları kapatıp artık vaktin öğlene yaklaştığını,gelecek arkadaşların yemesi için bir şeyler hazırlamak için mutfağa.gitmemizi teklif etti.Sahil boyunca boylu boyunca uzanan yolu geçerek karşıya kulübelerin olduğu yere gittik.Mutfak denilen yer, narenciye kasalarından çıkma tahtalardan yapılmış üç tarafı kapalı içinde iki tezgah bir lavabo ile çeşmesi ve eski bir buzdolabıyla bir tüplü ocaktan ibaretti.Tezgahların üzerindeki kapların içleri deniz mahsulleri ile doluydu.Seval hemen işe girişti,elindeki keskin bıçak ile sardalyelerin karnını yarıp kenara bıraktı sonra balıkları bir kabın içindeki suda yıkayıp galeta ununa bulayıp başka bir tabağa dizdi daha sonra sıra midyelere ve kalamara geldi.Ellerinin hareketini takip bile edemiyordum o kadar hızlı bir şekilde hepsini kızartmaya bu kadar kısa sürede hazırladığına şaşırmıştım.Belli ki çok sık yaptığı bu işe alışıktı,annesini çok küçük yaşta kaybedip mutfak sorumluluğunu uzun zaman önce üstüne almıştı.Tezgahların altındaki dolap kapaklarını açıp içinden çıkardığı tabak çatal kaşıkları bana uzattı ve çardak altındaki masaları hazırlamasına yardım etmemi istedi.
Bizim grup gelir gelmez kızlı erkekli hep bir ağızda konuşarak çardak altına yerleştiler.Masanın görünüşü muhteşemdi, Sardalye kızartması,midye tava ,kalamar ve mevsim salatası yanında içmek için meşrubat bulunuyordu.Seval elinde bardaklar mutfaktan çıkmış çardağa doğru yaklaşırken uzaktan tuhaf bir korna sesi ve bir araba gözüktü.Ben bu korna sesini tanıyorum demeye kalmadan Aysun babasının 1912 model o gözalıcı parıltılar saçan antika arabasıyla çardak önüne parketti.Bütün muhteşemliğiyle araçtan inerken masadaki erkeklerin dudaklarından beğeni ıslıkları yükseliyordu.Aysun geldikten sonra masadaki gürültü daha da artmıştı.Anında bütün ilgiyi üstüne çekmiş uzun sarı saçlarını konuşurken sağa sola savurarak, elleriyle kollarıyla havada işaretler çizerek,bedenini daha iyi sergileyebilmek için çeşitli yönlere eğip bükerek hararetli bir şekilde bir şeyler anlatıyordu.

Seval in elleri kolları yiyecek tabaklarıyla dolu yolun karşısından çardağa doğru geldiğini gördüğüm an, Aysun un büyüsünden kendimi kurtarıp, hemen yerimden fırlayıp yanına yardım etmeye koştum.Masada tam bir ziyafet havası hakimdi.Una batırılıp kızartılmış midye,kalamar ve sardalyeler tabaklara domates ve limon dilimleri ile süslenerek yerleştirilmişti.Balıkçı kulübelerinin arkası limon ve mandalina ağaçlarından oluşan yemyeşil bir deniz görünümündeydiler.Her kulübenin yanında ise balıkçılar kendilerine yetecek kadar domates,sivribiber gibi sebze çeşitlerini de yetiştiriyorlardı.Bahçeden toplanmış taze limonlardan yapılmış limonatayı cam sürahi içinde masaya yerleştirdik.Limonatanın içinde henüz daha sararmamış taze yeşil limonun kabukları rendelenmiş vaziyette nefis kokularını etrafa saçıyordu.Koskoca bir kap içindeki çoban salatasının yeşilli kırmızılı duruşu insana yebeni der gibi bakıyordu.

Toplandığımız çardağın biraz ilerisi balıkçıların motor ve sandallarını bağladıkları yerdi.Denizin bağrına dik olarak uzanan mendirek 5-6 metre genişliğinde ve 15-20 metre uzunluğundaydı.Mendireğe sağlı sollu bağlı olan balıkçı teknelerini dalgalar bir aşağı bir yukarı oynatıyordu.Tekneler arasında ortamdaki balık bolluğu sayesinde her biri kaz büyüklüğüne ulaşmış martılar uçuşup duruyordu.Çardağın hemen önündeki deniz 5-6 metre ileriye kadar kumluk ve sığdı.Daha sonra aniden çok derinleşip körfezi gemilerin geçebilecekleri hale getiriyordu.

Aysun a sürekli yapışıp yılışan Necdet birden yerinden kalktı.Şöyle gözucuyla bize bakışındaki tavrından yine dikkati çekmek için bir şeyler planladığı belliydi.Yere doğru eğildi, biz ne yapıyor diye göz ucuyla onu seyrederken ,ayakkabılarını çıkardı daha sonra da çoraplarını çıkarıp ayakkabılarının içine soktu.Yanda boş duran bir masayı kucaklayıp denize doğru birkaç metre girip masayı suyun içine bıraktı.Eline iki sandalyeyi alıp onları da masanın yanına suyun içine koydu ve sandalyeye oturdu.Oturduğu yerden çıplak ayaklarını suda çırparak köpükler çıkarıyor ve bize de eliyle oraya gelmemiz için işaret ediyordu.Onu gören diğerleri de gülüşerek ayakkabılarını bir kenara fırlatarak ellerine geçirdikleri yiyecek tabaklarıyla yanına gittiler.Hep birlikte masanın etrafına suyun içine kurulduk.Serin suyun bedenimize temasıyla hoş bir gevşeme her yanımıza yayıldı.

Seval bir türlü yerine oturamıyor bize hizmet ediyordu.Sürekli boşalan tabaklara yolun karşısındaki mutfaktan yiyecekleri taşıyor taşıyordu.Arkadaşlar bir ara ilerideki büfeden bira almayı önerdiler ama Seval babasının bu çardak altında içki içilmesinden hoşlanmadığını söyleyerek karşı çıktı.Aysun bu bira alınmaması işinden hiç hoşlanmamış ve ağzında bir şeyleri usulca geveleyerek söylenmişti.Fısıltıyla da olsa söylediklerini anlamıştım Aysun un. Öfkemden kıpkırmızı oldum,ne olacak alt tarafı balıkçı kızı gibi küçümseyici bir şeyler demişti.Sinirle yerimden kalktım ve hızla mutfağa doğru Seval in yanına gittim.

- Devam Edecek -


Bölüm –V-

TOKAT

Masada ve mutfakta ne var ne yok aç kurtlar gibi hepsini silip süpürmüştük.Boş tabakları bardakları mutfağa taşıma işinde yardım ediyordum.Denizdeki masadan kalkanlar çardak altındaki masada çorap ve ayakkabılarını giymeye başlamışlardı.Necdet yine yapacağını yapmış eline aldığı Aysun un ayakkabılarını kızın ayağına güya giydirmeye çalışıyordu tabii ki buna giydirme denebilirse.Avuçları içine aldığı ayakları bu bahane ile okşuyor, Aysun da güya Necdet in bu giydirmedeki beceriksizliğine kıkır kıkır gülüyordu.Nihayet giyme işlemleri bitmiş ve vedalaşma zamanı gelmişti.Seval bütün arkadaşlarının yanaklarından öpüp geldikleri için tek tek hepsine teşekkür ediyordu.Ben de Seval in yanında durarak gidenlerin elini sıkarak iyi yolculuklar diliyor, herkes gittikten sonra en son oradan ayrılmayı ve Seval ile bazı şeyleri konuşmayı planlıyordum.Necdet Aysun un yanına gelerek birlikte gitmelerini teklif etti.Aysun şöyle göz ucuyla bir Necdet e, bir Sevalin yanında duran bana bakarak yanıma geldi koluma girip beni çekiştirerek,Necdetin oturduğu semtin ona ters geldiğini fakat benim oturduğum semtin yolunun üstünde olduğu için benimle birlikte gitmek istediğini söyledi.Necdet gözleri öfke ile patlayarak bana baktı.Ben şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırmış vaziyette donmuş kalmış, istemeden beni çekiştirilen yere doğru birkaç adım atmıştım.
Seval hiçbir şey söylemeden arkasını dönerek hızla mutfağa doğru giderken ben hiç anlamadan kendimi antika arabanın yanında buluverdim.

Arabaya nasıl bindim ne kadar yol gittik anlamadım bile.Aysun bir yandan arabayı kullanıyor diğer yandan da durmadan babası ve işleri ile ilgili bir sürü şeyler anlatıyor,ne kadar çok para kazandıklarını ve babasının ona ne kadar pahalı hediyeler aldığı hakkında bir sürü şeyler anlatıyordu.Sanki büyülenmiş gibiydim söylenenlerin hiç birini kavradığımı sanmıyordum.Sersemlikten kurtulup kendime gelip ne yaptığımın farkına varıncaya kadar şehir içine gelmiştik bile.Oturduğum semti geçmiş Aysun babasının işyerine kısa bir mesafe kala denize doğru arabayı dik olarak park ederek durdu.Benden yana hafifçe yaklaşıp sağ kolunu oturduğum koltuğun arkalığına doğru uzattı.Bu kadar yaklaşmasından dolayı kullandığı pahalı parfüm burnumun direğini sızlatıyordu.Gözleri gözlerimi arıyor ama ben bakışlarımı kaçırıyordum.Birden eğildi ve dudaklarımdan öptü.Bende hala bir tepki yoktu.Gözlerim gözleriyle karşılaştığı anda ise az önce bana sevgiyle bakan gözlerde şimdi şimşekler çaktığını gördüm.Suratımda aniden bir yanma hissettim.Çok şiddetli bir tokadı aptal diyerek suratıma patlatmıştı.Bu tokat ile artık iyice sersemlikten kurtulmuş ve kendime gelmiştim.Büyü bozulmuştu.Tek laf etmeden arabanın kapısını açarak dışarı çıktım.Arkamdan bin türlü özür dileyen,gitmemem için yalvaran seslere kulaklarımı tıkayıp hızlı adımlar ile oradan uzaklaştım.
- Devam Edecek -




VENI VIDI VICI - SANALA GELDİM -SANALI GÖRDÜM -SANALI YENDİM
 
cipsçi

Moderatör



Offline

29098 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 26 Ocak 2008 09:13:02 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
biraz göz gezdirdim gerçekten çok güzel :)
ilk fırsatta okuyucam :)



Koydum sevinclerimi önüme, Baktım hepsi sensin Yazdığım şiirlerin her hecesi, Üzüldüğüm tüm flimler, Yıpranmamış hayatlar büyük hüzünler bekler.. Her işte bir hayır bu işte hepsi sensin..
Şimdi senden vaz mı geçmeli? Masal olup yola devam mı etmeli ??

Bugün evimi yaktım, Kitaplarımı attım, Yıkandım temizim artık...
Bugün sıyrıldım rollerimden, mutluyum çünkü artık SEN varsın :)
 
mustafa

Moderatör



Offline

103712 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 26 Ocak 2008 09:34:36 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Aynen Cipsçi ye katılıyorum.


 
muhtar

Yönetici



Offline

12840 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 26 Ocak 2008 19:22:41 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Tornado da sormuştu, merak ediyorum abi nasıl şeyler onlar diye sormuştu onun için arşivden uğraşıp arayıp bulmasın (genelde de aradığımızı bulamıyoruz arşivde zaten)diye aldım buraya tekrar.


VENI VIDI VICI - SANALA GELDİM -SANALI GÖRDÜM -SANALI YENDİM
 
tornado

Yönetici



Offline

23258 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 01 Şubat 2008 21:19:45 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Okuycam hepsini..Başladım...


<Happiness>

 
tornado

Yönetici



Offline

23258 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 06 Nisan 2008 23:19:23 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Okuyorum:)


<Happiness>

 
SeRHaTs

DuRDuRaMaZSıNıZ



Offline

4816 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 14 Nisan 2008 01:11:13 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
ben okurken uyuya kalmışım yaaa sorry ne üzerine bu?






Sana cesaret vermesin çaresiz kaLışım
ŞimdiLik çok güzeLsin ve sen kazandın
Bir gün pişman oLup beni ararsın
Unutma ben o artık eski ben değiLim!

Ben değiLim sana şarkıLar yazan
Ben değiLim hasretinLe yanan
Ben değiLim yokLuğunda ağLayan
Unutma ben o artık eski ben değiLim...
ı|ı|... ѕєянαтѕ... ı|ı|
  Yenile | Diğer Sayfalar : Sayfalar :

Ana Sayfa | Forum | Video | Eğlence | Resimler | Müzik
 EGP Nedir ? | İletişim | Yardım !

Her Hakkı Saklıdır © 2003 - 2007 EvimGibi.com
kauçuk zemin 
0,38