Vaktiyle bir derviş saçını kestirmek için berbere gider.
- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Berber tıraşını yaparken yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.
Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden.
Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:
“Kabak aşağı, kabak yukarı.”
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.
Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın bir manzaraya bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!
Koydum sevinclerimi önüme, Baktım hepsi sensin Yazdığım şiirlerin her hecesi, Üzüldüğüm tüm flimler, Yıpranmamış hayatlar büyük hüzünler bekler.. Her işte bir hayır bu işte hepsi sensin..
Şimdi senden vaz mı geçmeli? Masal olup yola devam mı etmeli ??
Bugün evimi yaktım, Kitaplarımı attım, Yıkandım temizim artık...
Bugün sıyrıldım rollerimden, mutluyum çünkü artık SEN varsın :)
Hiç bir şeye değişmeyiz ÇÜNKÜ FENERBAHÇELİYİZ.! Gülmek yakışırmış ya her insana, bilhassa sende çok güzel duruyor sevgilim… Ben unutmuşum gülmeyi…Gülmek seninle yakıştı bana… Seninle güzelleşti dünya ve her geçen gün güzelleşmekte… Hep bende, kalbimde kal…“