Ana Sayfa | EGP Nedir ? | Aktif Konular | İletişim |  Künyemiz | Yardım !

 

Üye Olmak için Tıklayınız !

Kullanıcı : Şifre :

Hatırla

Şifre Unuttum ?
Tüm Forumlar

Yeni Konu Aç  Konuyu Cevapla
İzlediklerim Listesine Ekle

    Serbest Kürsü
         Şehitlerimizi Saygıyla anıyoruz...

|  

   
  Gönderen Konu
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:00:37 | Alıntı Yaparak Cevapla

 

Türk tarihinin dönüm noktaları arasında yer alan Çanakkale Zaferi’nin 93. yıldönümü törenlerle kutlanıyor. Törenlere, başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere devletin üst kademesi katılacak. İstanbul’daki çeşitli belediyeler de halkın Çanakkale’yi ziyaret etmesi için otobüs seferleri düzenliyor.

ÇANAKKALE Deniz Zaferi’nin 93’üncü yıldönümü bugün törenlerle kutlanıyor. Törenlere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılacak. Gül ve Erdoğan, Gelibolu Yarımadası’nda Şehitler Abidesi’nde saat 14.00’te başlayacak olan Çanakkale Deniz Zaferi’nin 93’üncü yıldönümü törenine katılacaklar.

Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da kadın milletvekilleri, milletvekili eşleri, diplomatlar ve yabancı askerlerin yakınlarının aralarında bulunduğu 170 kişilik bir grupla Çanakkale’ye çıkarma yapacak. "Barış Elçileri Toplanıyor" adı altında Emine Erdoğan himayesinde gerçekleşecek etkinlik, bugün 09.00’da Gelibolu Yarımadası’ndaki Namazgáh Tabyası’ndan başlayacak. Kafile, daha sonra Şehitler Abidesi’ne giderek, temsili Türk şehitliğini ziyaret edip yabancı konuklarla birlikte zeytin fidanı dikecek. Ardından sırasıyla Ezineli Yahya Çavuş Şehitliği ve Ertuğrul Tabyası, Avustralya’nın Lone Pine Anıtı, 57. Alay Şehitliği ve Conkbayırı’nı gezecek olan Emine Erdoğan ve beraberindekiler, saat 16.00’da Çanakkale’ye dönecek, Kolin Otel’de yapılacak ’Dur Yolcu’ filminin galasına katılacak. Emine Erdoğan’ın gezisine, Çanakkale’de savaşmış gazilerin torunları ve torun çocuğu olan Ailsa Hawkins, Karen Throssell, Jo-Anne Hardiy ve Emma Slack-Smith’in yanı sıra Yeni Zelanda ve İngiltere’den gelen konuklar da katılacak.

Truvalı Hektor ile Mehmetçik yan yana

KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Mehmetçik ile Truva prensi Hektor’u birbirinden ayırmayan bir tarih bilincini ayaklandırmaya çalıştıklarını söyledi. Eceabat İlçesi’nde OPET tarafından yapılan ’Tarihe Saygı Parkı’nın açılışını yapmak ve 18 Mart Deniz Zaferi’nin 93’üncü yıldönümü törenlerine katılmak üzere Çanakkale’ye gelen Günay, Vali Orhan Kırlı’yı ziyaret etti. Çanakkale’ye Hektor heykeli yapılması düşüncesiyle ilgili görüşlerini açıklayan Günay, şunları söyledi: "Biz Çanakkale’yi 1915 Mart’ında savunmuşuz. Ama Anadolu topraklarını, bin yıllardan beri Anadolu’da yaşayan halklar olarak hep birlikte savunuyoruz. Fatih Sultan Mehmed ve Atatürk’ün söylediği rivayet edilen bir söz vardır: Çanakkale Zaferi aynı zamanda Truva’nın hesaplaşmasıdır. On bin yıl geriye kadar Anadolu’da yaşamış olan herkesi biz kendi tarih köklerimiz sayıyoruz. O yüzden karşı yakadaki (Gelibolu Yarımadası) Mehmetçik ile bu taraftaki (Anadolu Yakası) Hektor’u birbirinden ayırmayan tarih bilincini de ayaklandırmaya çalışıyoruz. Eğer uygun bir alan varsa ve ciddi bir toplumsal sahiplenmişlik varsa Çanakkale’ye dünya çapında ilgi çekici bir yapılaşmayı da gerçekleştirebiliriz."

GENELKURMAY’DAN ŞEHİTLERE AFİŞLİ ANMA

GENELKURMAY Başkanlığı, 18 Mart Şehitleri Anma Günü dolayısıyla afiş hazırladı. Genelkurmay’ın internet sitesinden yayımlanan afişlerin ilkinde Türk bayrağı fonu ve "Bu toprakları vatan yapan şehitlerimizi saygıyla anıyoruz" yazısı eşliğinde Çanakkale Şehitler Anıtı’nın fotoğrafı yer aldı. İkinci afişte ise "Onlar önce vatan dediler" sözü eşliğinde Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini temsil eden asker fotoğraflarına yer verildi.

Afişte, Türk Hava Kuvvetleri’ne pilot olarak katıldığı 1912 yılından şehit düştüğü 27 Şubat 1914’e kadar vatanı için üstün hizmetlerde bulunan şehit Yüzbaşı Fethi Bey’in fotoğrafı da yer aldı.

Kutlamalar için olağanüstü önlem

Zafer Haftası etkinliklerine katılması beklenen 85 bin kişinin güvenliği için Çanakkale merkezde 1103 polis, 25 Özel Harekát Timi, 10 bomba arama ekibiyle birlikte K-9 köpekleri, 20 eskort ve 20 koruma aracının görev yapacağı bildirildi. Çanakkale İl Emniyet Müdürü İhsan Ünal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 14 bakan ve çok sayıda milletvekilinin katımıyla gerçekleştirilecek olan 18 Mart törenlerine 80 ilden 25 bin kişinin geleceğini kaydederek, "Törenlere Çanakkale’den de 60 bin kişinin katılımını bekliyoruz. Bu nedenle kentteki güvenlik önlemlerimizi artırdık" dedi. Ünal, Gelibolu Yarımadası’nda yapılacak törenler için İl Jandarma Komutanlığının gerekli güvenlik tedbirini aldığını sözlerine ekledi.

Öğrencilerden Çanakkale filmi

MALATYA’nın Darende İlçesi Özel Birgül Lisesi öğrencileri, tarihi Zengibar Kalesi’nde Çanakkale Savaşı’nı anlatan film çekti. Öğretmen Selahattin Ay, film için öğrencilerden oluşturduğu ekiple 1 aydır çalıştıklarını söyledi. Öğrencilerin, Çanakkale Savaşı’nı anlatan film çekme teklifini duyunca çok duygulandıklarını anlatan Ay, şunları kaydetti: "Öğrenciler, bu destanı çekmenin önemini kavrayarak, ellerinden geldiğince profesyonel davrandı. ’Çanakkale ruhuyla’ çekilen bu filmin ses ve efektleri öğrenciler tarafından yapıldı."

Köylü kadınlardan Çanakkale oratoryosu

MERSİN’in Tarsus İlçesi’ne bağlı İnköy’de köylü kadınların hazırlayıp sunduğu "Çanakkale Oratoryosu" büyük beğeni topladı. Köy sakinlerinden Dilek Özdemir, Saniye Demirüleyen, Nahide Güngör, Meryem Gök, Selvihan Gülal, Ayşe Gök, Seyhan Yalçın, Aliye Gök, Rukiye Güngör, Fatoş Güler ve Demet Güler’in köy ilköğretim okulu öğretmen ve öğrencileriyle hazırladığı Çanakkale Oratoryosu’nda Çanakkale Zaferi’nin unutulmazları arasında olan Kınalı Murat’ın hikáyesi ve Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale şiirinden kesitler sunuldu. Okul bahçesindeki etkinliği izleyenler, köylü kadınlar ve öğrencileri ayakta alkışladı.

Çanakkale Zaferi’nin ’Mektepli Mehmet’leri

ÇANAKKALE Zaferi’nin 93. yılı anısına, Özel Avrupa Koleji’nde, savaşı ve yaşananları anlatan sergi hazırlandı. Hürriyet Gazetesi’nin desteği ile gerçekleşen sergiye, Çanakkale Savaşı’nda gazi ve şehit olanların anısına "Mustafa Kemal ve Çanakkale’nin Mektepli Mehmetleri" adı verildi. Savaşa, İstanbul’daki lise öğrencileri ve üniversiteliler, çevre illerdeki üniversite gençliği ve öğretmenler gönüllü olarak katılmışlardı. Öğrenciler, birbirleriyle rekabet edercesine askerlik şubelerine gitmiş ve askere kaydolmuşlardı. Başta Çanakkale olmak üzere çeşitli cephelerde vatanın istiklal ve bağımsızlığı uğruna hayatlarını adamaktan çekinmeyen Mektepli Mehmetler’in çoğu geri dönememişti. Sergi bir hafta süresince ziyarete açık kalacak.
 


ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:22:08 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Savaşların meçhul çocuk askerleri

Çanakkale ve İstiklal Savaşı na katılan çok sayıda çocuk, vatan savunmasında destan niteliğinde kahramanlık örnekleri sergileyerek, meçhul çocuk askerler olarak Türk tarihinde yerini aldı.
Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı, Konya ve Yöresi Tarih Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nuri Köstüklü, yaptığı açıklamada, Türk milletinin vatan savunması verdiği dönemlerde erkek ve kadınlar kadar çocukların da çok önemli görevler üstlendiğini söyledi.
Türk çocuklarının milli bir sorumluluk şuuru içinde gösterdikleri fedakarlıklar, çektiği çileler ve eziyetlerin tam olarak bilinmediğini vurgulayan Köstüklü, Anadolu nun hemen her köşesinde, özellikle işgal gören yörelerde, çocukların da bir destan niteliğinde kahramanlık örnekleri sergilediğini anlattı.
Çocuk askerler üzerine bir araştırma yaptığını ve elde ettiği bilgileri bazı seminerlerde sunduğunu dile getiren Köstüklü, bunlardan bazılarını şöyle sıraladı:
Antep savunmasında Kebapçı Said Ağa nın oğlu küçük Mehmet, Şahin Bey in oğlu Hayri, şehit Yolağası nın oğlu Mehmed Ali, arzuhalci Ali Efendi nin oğlu İsmail gibi 11-12 yaşlarındaki çocukların özverisi göz yaşartıcı boyuttadır. Bu çocuklar Arslan Bey in başında bulunduğu milis kuvvetlerinin içinde diğer Kuvayi Milliyeciler gibi silahlı olup yeri geldiğinde çatışmalara katıldılar ve çoğu zaman da istihbarat hizmetinde bulundular.

TEK BACAĞI İLE MİLLİ MÜCADELEDE YER ALDI

Bu çocuklardan küçük Mehmet ve İsmail, 1920 yılının Ağustos ayında şehrin durumu ile ilgili orduya dilenci kılığında bilgi götürürken düşman askerlerine yakalandılar ve hiçbir konuda düşman kuvvetlerine bilgi vermediler. Serbest bırakıldıktan sonra ateş açılması nedeniyle küçük Mehmet 4, İsmail ise 9 yerinden yaralandı. Mehmet in hastanede ayağı kesilerek kurtarıldı. Ancak İsmail hastanede şehit oldu. Bir ayağı kesilen Gazi Mehmet, geri döndükten sonra tek ayağıyla Milli Mücadelede yine görev aldı.
Köstüklü, bir diğer kahraman Tarsuslu küçük Mehmet in de mücadelede önemli görevler üstlendiğini belirterek , Bu çocuk, Adana cephesinde düşmanla çarpışıldığı zaman Kuvayi Milliye ye yemek taşır ve postacılık yapardı. Birgün yine vazifesini yaparken kurşun yağmuruna yakalandı. Ağır yaralanan Mehmet, Konya da tedavi gördü dedi.

KAHRAMANLIKLARI TÜRKÜ OLDU

Adanalı çocukların da İstiklal Savaşı nda milli heyecan ve sorumluluk içinde hareket ettiğini dile getiren Köstüklü, şöyle devam etti:
12 Haziran 1920 de Fransız ve Ermenilerden oluşan bir grubun Türklere yönelik katliamında, direniş gösteren Türk çocuklarından 10 yaşındaki Mehmet, aldığı kurşun ve süngü yaralarına rağmen hayatta kalmayı başardı, ancak bir bacağını kaybetti. Urfa da 14 yaşındaki Bozan, Fransızlar kaçarken Kuvayi Milliye önünde harbe katıldı. Bu yavrunun kahramanlığını gören halk, Bozan için türkü bile yaktı. Sebeke dağından indim dereye/Atılıyor bombalar, bilmem nereye/Türk çeteleri dönmez geriye/Be yürü! yürü Bozan Yavrum yürü!/Vursun kırsın Fransızları, aslanım yürü!...
Köstüklü, Kahramanmaraş savunması sırasında düşmanın önünü kesmesi için kendisine verilen köprü uçurma görevini yerine getiren Sarıca Köyü nden 14 yaşındaki Ali, milis kuvvetler arasında bir çok yeri dolaşmak suretiyle bilgi alışverişini sağlayan 10-11 yaşlarında Osmaniyeli Niyazi Aykan da Cumhuriyet tarihine adını altın harflerle yazdırdığını ifade etti.

12 YAŞINDAKİ NEZAHAT ONBAŞI

Tabur Komutanı Binbaşı Halit Bey in kızı 12 yaşındaki Nezahat onbaşının da, bu küçük yaşına rağmen elinde silahı asker kıyafetiyle Türk ordusuyla birlikte çeşitli muharebelere katıldığını anlatan Köstüklü, Ata binmesini ve silah kullanmasını çok iyi bilen bu kız çocuğu Milli Mücadele boyunca 70. Piyade Alayı nın bir mensubu olarak alayla birlikte tam bir asker gibi, cepheden cepheye koştu. Hatta bu Alaya, o bölgede Kızlı Alay denmişti dedi.
Köstüklü, Çanakkale Savaşı na katılan Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri gibi birçok okulun öğrencisinin şehit düştüğünü belirterek, savaşın olduğu dönemde bu üç lisenin mezun bile veremediğini bildirdi.
Vatanın kurtulması için Türk milletinin kadını erkeği ve çocuğuyla tek vücut olarak düşmana karşı koyduğunu ve yabancı unsurları Türk topraklarından attığını belirten Köstüklü, Türk çocuğu yeri geldiğinde omzunda silahla cephede savaştı, yeri geldi istihbarat için haber taşıdı, yeri geldi Türk askerine su, ekmek ve mermi götürdü. Bugün kahramanlık destanları yazarak gazi ya da şehit olan bu çocukların birçoğu bilinmemektedir dedi.






ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:22:25 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Çanakkale Efsaneleri

Kahramanlıkların tarih kitaplarına yazıldığı, ardında binlerce dramatik hikayelerin anlatıldığı Çanakkale Savaşları, 91 yıl sonra bile bazı bilinmeyenleriyle anılıyor.
Çanakkale Boğazı nı geçip, İstanbul a ulaşmak isteyen İtilaf Devletleri, binlerce askerle Gelibolu Yarımadası na ayak atmış, vatan topraklarını işgal etmişti.
Her karış toprağında kanlı savaşların yaşandığı, anaların oğullarının başına kına yakarak savaşa gönderdiği bölgede, İngiltere den gelen 4. Norfolk Taburu nun Anzak Koyu nda, bir bulut kütlesinin içinde kaybolduğu söylentileri, 91 yıldır hala konuşuluyor.
Çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, Gelibolu Yarımadası ndaki savaşa katılan İngiliz Kraliyet Ordusu na ait 4. Norfolk Taburu nun, 12 Ağustos 1915 tarihinde Anzak Koyu mevkiindeki 60. Tepede büyük bir bulut kütlesinin içinde kaybolduğu iddia edilmiş, bu olay savaştan sonra çeşitli tarih kitaplarında yerini almıştı.
Yeni Zelanda Kıtası nın 1. Sahra Birliği ne bağlı 3. Bölükte savaşa katılan F. Reichardt, R.Nevnes ve J.L. Newman adlı üç asker, bu olaydan 50 yıl sonra olayın görgü tanığı olduklarını iddia etmiş, güneyden esen 70 kilometre hızındaki rüzgara rağmen, yaklaşık 250 metre uzunluğunda, 65 metre yüksekliğinde ve 60 metre genişliğindeki bulut kültesinin yer değiştirmeden 60. Tepe üzerinde durduğunu ve İngiliz askerlerinin bu kütlenin içinde kaybolduğunu anlatmışlardı.
Bu olay, kimilerine göre gerçek, kimilerine göre rivayetten başka bir şey değildi. Ancak, bu tür olaylar, tek bir gerçeği değiştirememişti; o da, Türk ün vatan ve millet sevgisi uğruna verdiği binlerce candı...

TARİH ARAŞTIRMACISINA GÖRE...

Çanakkale Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Ahmet Kaşıkçı, yaptığı açıklamada, uzun yıllardır anlatılan bulut olayının, aslında kaybedilmiş savaş için uydurulan bir kılıf olduğunu söyledi.
Gelibolu Yarımadası na, son derece donanımlı silahlarıyla gelen İngiliz ve Anzaklar ın, savaşta ilk başlarda çok iddialı olduklarını, ancak Yeni Zelandalılar ın yaşadıkları yenilgi üzerinden 50 yıl geçtikten sonra, noter huzurunda anlattıkları bulut olayının, dünya tarihinde inanılmaz bir zafer olarak yerini alan Çanakkale Zaferi ni küçümsemek amacıyla uydurulduğunu öne süren Kaşıkçı, şunları kaydetti:
Binlerce insanın, gencecik yaşta hayatını kaybettiği bu savaşta askerler, savaş psikolojisiyle bu tür olaylar anlatabilir. Ancak ne olursa olsun Çanakkale Savaşı nda yaşananları bu şekilde anlatmak, askerimize yapılan bir hakarettir. Çoğu zaman da buna benzer anlatımlarla, Gelibolu Yarımadası ndaki savaşın başka güçlerin desteğiyle kazanıldığı ima edilmeye çalışılıyor. Elbette ki bizim askerimiz inançlıydı. Savaşın kazanılmasında, göğüslerindeki vatan ve iman sevgisi doruğa çıkmıştı. Bu inanç, Mehmetçik e düşmanla göğüs göğüse yapılan muharebelerde güç vermişti.





ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:22:38 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Kanlısırt’taki mitralyöz




Bir bölük kumandanının hatırat defterinden;
Kanlısırt’taki düşmanın ileri siperlerinden birinde tek bir mitralyözü vardı ki, fırkanın bütün cephesini taciz edip duruyordu. Daha ikmâl edilememiş siperlerden bazıları bu mitralyözün ateşi altında idi. Ara sıra acı haberler alıyorduk: Üçüncü bölüğün emir eri sipere gelirken vurulmuş. Dördüncü mangadan bir nefer şehit olmuş... Yüzbaşı yaralanmış, artık bu mitralyöz bizim için meşum olmaya başlamıştı.

Hatta bombalardan, torpillerden daha meşum! Çünkü bu silahların az çok mizacını biliyorduk. Mesela büyük torpil makinesi haftada iki gün bizim cephemizi ziyaret ediyordu. Bombalar daha ziyade akşamdan sonraki ziyaretçilerimiz meyânına dahildi. Velhasıl dâimi bir ülfet neticesi olarak harbin kendisine mahsus itiyatlarını öğrenmiş, ruhumuzda bir huzur ve sükûn tesis edebilmiştik. İşte Kanlısırt’taki melun mitralyöz bizim bu kıymetli asayişimizi ihlâl ediyordu. Gece toplanmış konuşuyorduk. Devamlı yaptığımız musahabe bu uğursuz nokta üstünde deveran ediyordu:

- Eey... Bu mitralyoz tahrip edilemeyecek mi?

- Siperler yakındır, topçu ateş edemez.

- Bir hücum yapsak!

- Kumandan müdâfaada kalmayı tercih ediyor.

- Sen ne dersin ha Mustafa Çavuş, can sıkmaya başlamadı mı bu mitralyöz? O, cevap vermedi. Derin derin düşünüyordu; fakat doğrusu ya en babayiğidimiz de kendisi idi. Bahis değişmek üzere iken Mustafa Çavuş bir heykel gibi karşımıza dikildi: “Ben bunu gidip getiririm!” dedi.

“Satmıyorlarmış galiba!..” diye lâtife ettik. Arkadaşımızın bu sözü ciddi söylediğine kânî değildik. Fakat o hiç tavrını bozmadı. Gülümsedik bile. Yalnız kendini siperin üstüne fırlattı. O zaman anladık ki hakikaten mitralyözü almak için gidiyor. Kendisini en çok seven iki hemşehrisi arkasından koştu. Biraz sonra bu üç asker, diğer bütün gecelerden daha korkunç, daha siyah bir gecenin enginlerine doğru kayıp gitmişlerdi.

Hepimiz asabiyetten, heyecandan sararmıştık. Avuçlarımızdaki tüfekleri sıkıyorduk. Şu dakika hücuma kalkmak için öyle dayanılmaz bir arzu duyuyorduk ki... Hey yâ Rabbi eğer gidenler gelmeyecek olurlarsa!.. Bu sefer orada kalsak bile ey Kanlısırt’taki düşman mitralyözü artık sen yerinden oynamıştın!






ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:22:51 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Türk anası ne düşünüyor?

“... Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki: Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıbka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.”

(Oğlu Asker Hüseyin i teşyî ederken [uğurlarken])

Sonbaharın aysız gecelerinden biriydi. Bulutlar birbiri üzerine yığılmış, hava toprakla bu bulutlar arasında sıkışmış, ağırlaşmış göğüs darlığı çeken insanlar gibi sıcak dalgalarıyla teneffüsü boğucu bir tazyik altına almıştı. Karanlık o kadar yoğun idi ki sakin yıldızlı geceler bu korkunç karanlığa nispetle adeta gündüz sayılabilirdi. Yağmur bardaktan boşanırcasına dökülüyor, şimşekler, gökleri yere indirecek gibi yıkıyor, parçalıyor, güya cenge koşan askerleri top ve bomba bombardımanlarına alıştırmak istiyormuş gibi kulakların zarını patlatacak derecede kesilmeksizin devam ediyor, yıldırımlar birbirine rekabet edercesine zikzaklı ve ateşli hatlar çizerek tesadüf ettiği tabii ve sınaî her tabyayı tahrib ve ihrakta olanca şiddetiyle çalışıyordu. Tabiatın kıyametten bir numûne olan bu dehşetli hengamesi arasında beşerin kudret ve azmine delil olacak bir askeri faaliyet, bütün intizamıyla, bütün sakinliği ve ihtişamıyla devam ediyor; harekâtına zerre kadar halel getirmeden bir dakikasını bile kaçırmıyordu.

Bilecik İstasyonu’nda bir askerî tren harekete âmâde idi, lokomotif istim hazinelerinde fazla geleni keskin bir hışırtıyla semâya savuruyordu, otuz iki vagon birbirine yapışmış, şanlı yolcularını taklid edercesine dizilmişti.

İkinci kampana çalınmış olmalı ki vagonlara inen binen yok. Fakat askerî trenlerin ikinci kampanalarıyla üçüncü kampanaları arasında epeyce zaman geçtiğini biliriz. Sivil yolcu trenlerinin ân-ı hareketini ihtar eden kondüktörlerin “Tamam, tamam” nidaları askerî bir trenin harekete hazır olduğunu itham edemez. O sağdan saydıran, mevcudun adedini anlatan başka bir usule, başka bir ‘tamam’a tâbi olduğundan askerî memurlar bütün mevcudiyetleriyle çalışıyorlar, vazifelerini ikmâle uğraşıyorlardı.
Trenin tam karşısında ve kapısı açık kırk beşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdulkadir Kemal bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte bu bir evlâd-ı vatan bekleyen şefkatli bir anneydi.

Yanına yaklaştığı vakit, vücudu manevi kederlerin büktüğü bellerin rükû şeklini andırır bir şekilde biraz önüne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik sırtında bağlı bir torba vardı. Karaltı, kendisinin sessiz lisanına ve inleyen kalbine tercüman olan mukaddes bir maksadla canlı bir abide gibi orada kakılmış kalmış bir Türk anasıydı. Yıldırımların salıverdiği kuvvetli projektörlerin aydınlığı sararmış, çizgili çehresini gösterdi. Başındaki örtü ıslanmış, çenesine, şakaklarına akçıl saçlarına yapışmıştı. Şimşek çaktığı her kısa zaman aralığında gözleri vagona yöneliyordu.

Abdulkadir yaklaştı:

- Valide burada ne duruyorsun? Sualiyle aşağıdaki konuşma başladı:

- Şimendiferde asker oğlum var; onu geçirmeye, selametlemeye geldim.

- Oğlun kimdir, nerelidir?

- Söğüt’ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmud oğlu Hüseyin...

- Çağırayım mı, görmek istiyor musun?

- Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana duâ ederim.

Abdulkadir vagona koştu. Bir künye okudu. Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Bir ses:

- Efendim. Benim Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Akgünlü’den.

- Gel oğlum, seni anan görmek istiyor.

Delikanlı vagondan atladı. Şimşeğin ışığı altında seçilebilen levendine bir vücud, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat, müheykel gibi hazır ol vaziyetinde sağ el selam ve ihtiram mevkiinde Abdulkadir’in karşısında emre âmâde idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki:

- Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şibka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.” dedi.

Hüseyin bu sözleri kalbinin en derin ahd ve vefa yerine gömdüğünü îma eden bir saygı ile dinlemişti. Anasını ve Abdulkadir’i selamladı, gitti. Abdulkadir, bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmıştı, sordu:

- Valide demek ki sizin soyun erkekleri hep şehit oldular öyle mi?

- Yalnız bizim soy değil, oğul. Elli yıldır köylü, mezarlığa delikanlı gömemedi. Din dursun da; ko biz hep ölelim.

- Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu?

- Köyümüz bütün erkek dolu.

Bizi beğenemediniz mi, hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak yine öyleyiz, bağrımıza kara taş bağladık düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradanım bana o günü göstermeden canımı almasın dedi. Abdulkadir bu ulu validenin karşısında donmuş kalmıştı. Dayanamadı, gözlerinden iki iftihar damlası salıverdi ve bir îman ve kanaatle şu sözleri söyleyerek ayrıldı:





ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:23:15 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Çanakkale kahramanları

Bir zabitin müşahedâtından;
Aylardan beri devam eden siper hayatı, aylardan beri kulaklarımızı dolduran top ve humbara tarrakaları artık bizim için bir itiyad hükmüne girmişti. Düşman mermileri devam eden uğultularla tepelerimizden aştıkça biz gülüyor ve eğleniyorduk. Bütün düşüncelerimiz düşmana fazla telefât verdirmek için tedbirler, çareler aramaktı. Düşmana ekseriya hile ile ansızın baskınlar icra ediyorduk. Bir gün yüzyirmi yedinci alaydan Mülâzım-ı sâni Çerkeşli İsmail Efendi düşman siperlerine kadar ilerlemiş, tepelediği bir düşman neferinden elbisesini almış, palaskasını kuşanmış, siperler içinde dolaşarak düşmanın kuvvetine, ahvâl ve meziyetine dair malumat almak cesaretini göstermişti. İsmail Efendi’nin bu emsalsiz soğukkanlılığı fikir sukuneti ve daha doğrusu hayatı hafife alma hususundaki gayreti bütün silah arkadaşlarının takdirini celb eylemişti.

Çanakkale’de yaşananlar “hurafe” değil destandır

Ailem’de geçen yıl Çanakkale ile ilgili hazırladığımız dosyada, niçin her yıl 18 Mart günleri Türkiye’nin dört bir yanında mevlid merasimleri yapılmadığını sormuştuk. Edirne’den Ardahan’a, Hakkari’den Muğla’ya kadar Çanakkale’de her aileden en az bir şehit varken bu insanların bu tarihe “Sevgililer Günü” ya da “Cadılar Bayramı” kadar önem vermemesindeki garipliği sorgulamıştık. Aradan geçen zamanda ne resmi ne de sivil cenahta olumlu bir gelişme yaşanmadı. Sadece Çanakkale’de şehit olanlar için değil, İstiklal Harbi şehit ve gazilerimizle birlikte niçin Filistin’de, Yemen’de, Galiçya’da, ve özellikle Kafkaslarda ölen kahraman ecdadımız için her camide aynı saatlerde hatimler indirip, sevabını onların muazzez ruhlarına neden hediye etmeyi düşünmüyoruz diye sormuştuk. Diyanet İşleri Başkanlığı’mıza ve sivil toplum kuruluşlarına bu noktada büyük görevler düştüğünü hatırlatmıştık. Ancak geçen yaz ilginç bir polemik yaşandı. Şehitlikleri ziyaret eden insanlar rencide edildi. Aralarında tesettürlü hanımların da bulunduğu insanımızın dedelerinin kabrini ziyaret edip Kur’an okumaları “Şehitliğe irtica/hurafe turizmi” gibi garip başlıklarla yansıtıldı. Geçtiğimiz yıl, “Her yıl 25 Nisan günü dünyanın öbür ucundan gelerek Şafak Duası yapan Anzaklar’ın torunları kadar olamaz mıyız?” diyorduk. Demek ki, artık oralara gitmek için de en az şehit dedelerimiz kadar “cesur” olmamız gerekecek... Mustafa Aydın





ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:23:36 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Çanakkale’den çıkartılacak dersleri
18 Mart’ta kutlanan zafer Deniz Savaşları’nda elde edilen ve tarihin o güne kadar görmediği muhteşem bir zaferdir. Dönemin “süper” devletleri Çanakkale önünde pes ederek geri çekilmiştir.

“Çanakkale Geçilmez” destanı sırasında eli silah tutan bütün vatan evlatları görev almıştır. Kürdü, Çerkezi, Lazı, Arnavut’u, Arap’ı, Boşnak’ı, Gürcü’sü ile toplam 250 bine yakın askerimiz İslam’ın son ve asil bayrağını düşürmemek için şehit düşmüş, geride ise on binlerce gazi kalmıştır.
İnanç, vatan sevgisi, dayanışma, birlik ve beraberlik duyguları, zamanın en güçlü ve donanımlı ordularına karşı koymada en önemli faktörler olmuştur.
Bugün de aynı ruh ve inanca milletçe ihtiyacımız var. Çanakkale’de şahlanan ruh, milletimizin mayasını oluşturan ruhtur. Yeni nesilleri bu duygularla yetiştirmeli, dedelerinin emanetini torunlarına aktarabilmeliyiz.

Millet oluşumuz Çanakkale’deki ruhta gizli

Çanakkale Savaşları’nın ve elde edilen muhteşem zaferin tarihimizde çok özel bir yeri ve önemi vardır. Bu zafer, kahraman askerlerimizin, dünyaya parmak ısırtan bir îman ve kahramanlık destanıdır. Müslüman milletimizin, iman ve azminin, metanet ve gücünün açık bir göstergesidir. Hep söylendiği gibi düşmanlarımız Çanakkale’den “askeri” olarak geçememiştir. Ancak, onlar öğrendiler ki, içeriden yıkmak daha kolay. Bugün bizi biz yapan ve Çanakkale’de şahlanan değerler her geçen gün erozyona uğruyor. Özellikle tüm İslamî değerlerle birlikte, vatan sevgisi, namus ve ahlak gibi hassasiyetler öylesine zayıfladı ki, artık genç kitle içinde “bunlar can vermeye değmez” duygusu yerleştirilmeye çalışılıyor. Bazı ilahiyatçılarımız planlı yollarla “nasıl oruç tutulmaz”, “nasıl namaz kılınmaz”, “niçin örtü takılmaz”, “nasıl kurban kesilmez” fetvalarıyla geniş kitlelerin zihinlerini bulandırıyor. Aynı isimler, “hıdırellez, aşure günü” gibi toplumsal birlik günlerini hurafe deyip küçümserken, büyük reklamlarla lanse edilen ve her biri bir dini gün ya da bizdeki kandile denk gelen Aziz Valentin Günü (Sevgililer Günü), Noel/Christmas ve Hallowen Day (Cadılar Bayramı) kutlamayı normal görebiliyor. Bunun özellikle ana sınıflarından itibaren ne kadar etkili olduğu ise ayrı bir konu. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nun bu süreçle ilgili değerlendirmesi şöyleydi: “Bu bayramların ve bunlarla ilgili olarak yapılan adet ve törenlerin Müslümanlarca benimsenip uygulanması dinsel ve kültürel bir yozlaşma olarak görülmeli; böylesi bir tutumun, kendi değerlerimizden uzaklaşma ve başkalaşma sürecini hızlandırdığı gözden uzak tutulmamalıdır.”





ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:23:46 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Harp mecmuası, bir dönemin tarihini anlatıyor

“Harp Mecmuası”, Kaynak Kitaplığı tarafından Çanakkale Savaşları’nın 90. yılı münasebetiyle aslına uygun bir biçimde yayınlandı. Eseri yayına hazırlayan Ali Fuat Bilkan ve Ömer Çakır, eserde yer alan ve günümüz okuyucusu açısından fazla önem taşımayan bazı siyasî ve özellikle de harp tekniğine ait yazıları çalışmanın dışında bıraktıklarını söylüyorlar. 360 sayfalık eserde çoğu ilk kez yayınlanan beş yüzden fazla fotoğraf yer almaktadır.

Harp Mecmuası’nın ilk sayısı, dönemin Harbiye Nezareti tarafından 1915 yılının Kasım ayında yayınlandı. Dergi, Servet-i Fünun Dergisi’nin sahibi Ahmed İhsan’ın matbaasında basıldı. On beş günde yayınlanacağı duyurusuna rağmen, genellikle ayda bir, hatta bazen de birkaç ay arayla yayınlanan bu mecmua, 1918 yılının Haziran ayına kadar sürmüştür. Mecmuanın son sayısı 27. sayıdır. Ancak bu son sayıda derginin artık çıkmayacağı konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Bu dergi, Harbiye Nezareti’nin bir “harp edebiyatı” oluşturma ve bu çerçevede yazılacak eserleri değerlendirme gayesiyle (dönemin aynı amaçla yayınlanan Türk Yurdu, Yeni Mecmua dergileri gibi) yayınlanmıştır. Bu kampanyanın amacı, şair ve yazarlar tarafından askerlerimizin cephelerde gösterdikleri yiğitlik, kahramanlık ve fedakârlığın edebî eserler vasıtasıyla ifade edilmesini sağlamaktır.

Nitekim Ziya Gökalp, bu mecmuada yayımlanan bir şiirinde şâirlere şöyle seslenir:

O, orada senin için kanını
Seve seve döker iken ey şâir
Sen ne için ona birkaç anını
Vakfederek yazmıyorsun bir şiir

Böylece askerlerimizin yurdun dört bir yanında gösterdiği olağanüstü fedakârlıklar, yiğitlik destanları ve başarılar gelecek nesillere belgeler ve fotograflarla nakledilecektir. Bu mecmuada yayımlanan yazı, şiir ve fotoğraflarla, bir yandan savaşın gidişatı ve cephelerin durumu hakkında halka bilgi verilirken, bir yandan da hissî bir atmosfer oluşturularak herkesin yurt savunmasına koşması ve fedakârca mücadele etmesi yönünde bir millî heyecan ve ruh oluşturulmuştur.

Dönemin önde gelen yazar ve şairlerinden Ziya Gökalp, Abdülhâk Hamîd, Ahmed Refik, Süleyman Nazif, Falih Rıfkı (Atay), Midhat Cemal (Kuntay), Mehmet Emin (Yurdakul), Cenap Şehabettin gibi edebiyatçıların cephelerde gezdirilerek böylesi bir millî coşkuyla yazdığı eserlerin de süslediği bu mecmua, o zor günlerin canlı tanıklarını içermektedir.

Asker mektupları, şehitlik anıları, annelerin fedakârlıkları ve yüzlerce kahramanlık destanının yer aldığı bu çalışmada her Türk, bir yakınının izini de bulabilecektir. Dergi sayılarındaki “Yaşayan Ölüler” ve “Mübarek Şehitler” listesinde, Osmanlı coğrafyasının hemen her köşesinden cepheye koşan yiğitlerin fotoğrafları, şehadet tarihleri ve şehitlik destanları da yer almaktadır.






ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
ÇALISIR

EvimGibi NöBeTÇi AMiRi



Offline

34812 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:24:01 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
Savaşın dehşeti Anzak günlüklerine de yansıdı

1. Dünya Savaşı’nın en kanlı deniz ve kara çarpışmalarının yaşandığı Çanakkale’de, savaşan taraflardan yaklaşık 250 bine yakın insan hayatını kaybetti.

Savaş tarihine istatistiki bir bilgi olarak giren bu rakam, aynı zamanda Çanakkale Yarımadası’nda sona eren binlerce kişisel yaşam öyküsünü de sembolize ediyor. O dönemde Türklere karşı savaşanların tuttuğu günlükler, savaştan yıllarca sonra bile hem savaşın hem de insanlığın doğasına yönelik bildik renkleri yansıtmaya devam ediyor. İşte söz konusu günlüklerden birkaç satır:

William George Malone (Yeni Zelandalı subay); 25 Nisan 1915: “Sabah 06.10’da Gaba Tepesi’ne çıkartma yapacağız. 6 mil uzağımızdaki Queen Elizabeth’in 15 inch’lik topları ise 29. İngiliz birliğinin çıkartma yaptığı Seddülbahir tepelerindeki Türk birliklerini bombalıyor. Dürbünümden kıyıda cehennemi andıran bir savaş yaşandığını görüyorum. Majestic, Triumph Queen, Inflexible ve diğerleri aralıksız Türk mevzilerini dövüyor. Saat 16.30’da birliklerim karaya ayak bastı. Türkler bizi ağır bir topçu ateşi ile karşıladı. Her yerde şarapneller uçuyor.” (Malone, 18 Ağustos’ta Conkbayırı muharebelerinde öldü.)

George Bollinger (Yeni Zelandalı er); 25 Nisan Sabah 06.00: “Son sürat Gelibolu’nun güney kıyılarına yaklaştık. Ana savaş gemilerimizden birkaç mil uzaktayız. Kıyıda tam bir kıyamet kopuyor. Sanırım binlerce Türk ölüyor. Acaba tarih bu kadar büyük bir bombardımana şahit olmuş mudur? Bom, bom, bom... Hiç susmuyorlar! Bu 15 inch’lik toplara kim karşı koyabilir ki?’ 27 Nisan sabah 10: “Düşman ateşi altında tepeye çıkmaya çalışıyoruz. Arkadaşlarım daha bir el bile ateş edemeden patır patır düşüyor. Neredeyse yüzer yüzer ölüyoruz!”

İngiliz Çavuş James Milne’in eşine yazdığı mektuptan: “Kıymetli karıcığım, daha önce sana hiç böylesi şartlarda yazmamıştım. Bunu postalamayacağım, cebimde olacak. Eğer vurulursam arkadaşlarım sana iletecekler. Birazdan tepeyi Türklerden almak için saldıracağız. Ölürsem yeryüzünde hatırladığım son görüntü olan yüzün hafızamda, ismin dudaklarımda ona gideceğim. Çocuklarımıza iyi bak ve babalarına nasıl öldüklerini anlat lütfen. Daha fazla yazamayacağım... Seni seviyorum. Tanrı seni korusun... Jim”

‘Çanakkale’de tam bir istihbarat çuvallaması oldu’

Jay Winter (Cambridge Üniversitesi): Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar, İngilizler ve bunların Fransız destekçilerinin niyeti, Türkleri savaş dışı bırakmaktı. 1. Dünya Savaşı’nda bir istihbarat çuvallaması olduysa bu, Çanakkale’de olmuştur. Gelibolu’yu fethetmek, hayaldi. Komutanların, yapabilecekleri fazla bir şey olmadığını anlamalarına kadar geçen sürede, imkansızı başarmaya çalışan 200 bin adam heba oldu.

Trevor Wilson (Adelaide Üniversitesi): Çanakkale Operasyonu’nun daha başından başarı şansı yoktu. Coğrafik yapısı açısından dar kıyıları ve uçurumlarıyla Gelibolu, tüm ordular açısından bir ‘savunmacının hayali’ olarak kabul edilebilirdi. Türkler bu avantajı iyi kullandı.




ÇALIŞIR dan SEVGİLER Hepinizi çok seviyorum
 
cipsçi

Olida nin Bitanesi



Offline

28471 Cevap

 Gönderilme Tarihi : 18 Mart 2008 08:35:04 | Alıntı Yaparak Cevapla

 
çanakkale geçilmez
tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.. onlar sayesinde şuan huzur ve barış içerisindeyiz.. ruhları şadolsun..



Olmazsa Olmazımsın..
  Yenile | Diğer Sayfalar : Sayfalar :

Ana Sayfa | Forum | Video | Eğlence | Resimler | Müzik
 EGP Nedir ? | İletişim | Yardım !

Her Hakkı Saklıdır © 2003 - 2007 EvimGibi.com
iskele
0,25