Emine, dağ köylerinde yaşayan bir oba kızı. O da diğerleri gibi her çarşamba pazara inip tezgahını kurar... Karşı tezgahta ise karpuzcu Hasan....Yine bir çarşamba hava sıcak mı sıcak, canı karpuz çeker Emine’ nin. Tezgaha yaklaşıp bir dilim karpuz ister pazarcıdan.. Hasan en kırmızı karpuzundan keser verir Emineye, uzattığı parayı da almaz “benden olsun”der. Emine göz ucuyla baktığı Hasan’a o anda sevdalanıverir... Artık her pazar birbirlerini arar dururlar... Kara sevdadır tutuldukları. İkisi de sevmiştir işte! Öylesine severler ki aşkları için her şeye razılar.. Ama ne o dağda yapabilir, ne de dağlı kız onun köyünde.. Hasan sevdiği kızı ister obanın ileri gelenlerinden. Aşiret toplanır, karar verirler, töreler gereği obadan kız verilmez köylüye. Ama Emine sevdalı Hasan’a. ..Eğer kızı çok istiyorsa, köyünden, sevdiklerinden vaz geçip gelip buralarda yaşamalı derler... Ama aşiretin bir kuralı vardır. Dağda yaşayabilmesi için bir sınavdan geçmesi gerekir Hasan’ın...Emine kasabaya inip kararı sevdiğine bildirir. O kadar aşıktır ki Emine’ye. Hasan,. ne yapıp edip bu sınavı vereceğini söyler. Emine bir defa daha hatırlatır zorluğunu, sırtında onca kiloluk tuz çuvalı ile dağ köyüne tırmanması gerekir..
Önde Emine, arkasında tuz çuvalını yüklenmiş Hasan, tutarlar dağın yolunu. Hava sıcak Hasan terledikçe çuvaldaki tuzlar erir, sırtında derin yaralar açar..Ama bu bir onur savaşıdır erkek için. Yolu yarıladığında artık bunu yapamayacağının farkındadır Hasan.. Geri dönmek onun için onur kırıcı ama devam etmekte öylesine imkansız. O zaman anlar, ümidi tükenir, yalvaran gözlerle sevdiğinden yardım dilenir. Eminenin elinden gelen bir şey yoktur. Aşiret son sözü söylemiş töreler böyle der... Aşkı hak etmesi gerekir... Ardına bakmadan yürür devam eder yoluna.Emine, mutlaka tırmanmalı başka çaresi yok der..
Dağa vardığında beklemeğe koyulur sevdiğini, hava kararır, Hasan hala ortalarda görülmez. Sabahı zor eder, düşer hemen yollara. Delice akan çağlayana geldiğinde, Hasan’a hediye ettiği al yemeniyi dallara takılmış olarak bulur.. Biraz ileride ise suda Hasan’ının boğulmuş cansız bedeni.
Hasan olmadan yaşamayı yediremez kendine, al yemeni ile oda kendini asar ağacın dallarına. İkisinin cansız bedenini bulan obalılar işte tam orada akan suya Hasan boğuldu derler. Bu hikaye dilden dile dolaşır, efsane olur senelerce..
İşte böyle yaşadığı büyük aşkıyla ölümsüzleşir Hasan... Zamanla bu hikaye unutulur, olay yeri piknik alanına dönüşür.
Bu aşk böyle mi bitmeliydi acaba.. Emine, töresi ile Hasan arasında bu kadar çaresiz mi kalmalıydı.Ya Hasan, aşkın her şeye kadir olduğunamı inandı yoksa.. Kadir olan yalnızca o...İlahi aşkı bilselerdi son verirler miydi acaba hayatlarına.
Yazık; aşk için yanmayı bilmeden kıydılar canlarına.. Hiç bitmeyen sonsuz sevgi değil mi insana hayat veren, yaşatan, diyarlar aştıran. Keşke onlar da bilseydi Mevlana’nın güneşini kaybedince ışık vermeye başladığını.
Belki bu da yeni bir hikayenin başlangıcı..Onlar da mutlaka bilirler imkansız aşkı..
İmkansızlık, kader yorgunluğu,
Kader, küheylan atın dolu dizgin koşusu.. Kaderi zorlamamak, kaderi dost tutmak ve aşk; koşunun içinde biraz soluklanmak.
Kadere rıza,Yaradan’a hamd
Onun.verdiği kadarını yaşamak.
Böyle mi olmamalıydı Hasan’la Emine’nin sonu.? Özleyip de hiç kavuşmamayı, görmeden hissetmeyi, özlemeyi, özlemeyi hep özlemeyi... Keşke onlarda bilseydi bunu..
KARŞILIKSIZ SEVEBİLMEKSE SEVDA GERÇEK SEVEN KÜLE DÖNMÜŞ HER ÇAGDA
İmkansızlık, kader yorgunluğu,
Kader, küheylan atın dolu dizgin koşusu.. Kaderi zorlamamak,
kaderi dost tutmak ve aşk;
koşunun içinde biraz soluklanmak.
Kadere rıza,Yaradan’a hamd
Onun.verdiği kadarını yaşamak.
:) cok begendim bu bolumunu. Ne kadarda dogru demis.
Tesekkurler
Rengi aşka banılmış bir yaşamaktır gölge… Ve gözlerimi açıyorum ki; ateşler artık mavidir. "Bu da düş mü be usta" derken gemilerin yakıldığı bir kıyam oluveriyor zaman.