bir yarıştı bu hayatın tek kurvallı pistinde
tanımaz oldum düşleri ve içindekileri
yabancı doldu rüyalarım kim ben onlar kim?
bu şehirdeki tüm kaldırımları saydım sen benden ilk gittiğin gün
ve ilk tanıdığım gün sabaha kadar yürüdüm denizlerde
ormanların içinde buldum hıçkırıklarımı
tasmalarda kalbim telaşa oldu zamanlarım
acıyı servis ettin şimdi hadi buyur ye dedin
siftahı ilkten bereketi kaderimden hayırlı işler
batsın ömrüm bu günüm zaten son günüm
satırlarda arama anlamları ben hancı sen sadece para üstüsün
gidenlermi onlar sadece kalp hırsızı!
bu dertlerle randevuydu acıyı sevdim şimdi
yaşama verdim istifamı tek nefes hakkımı istiyorum
okullarımın hep son günüydü mutluluk ve umutsuzluk kavramlarını çözdüğüm gün
zabani gibi geliyordu bana habarlar çünki gelişiyle gidişi bir değildi
kaldırımları ezdim şiirlerimdeki lirikle gezindim
kolarımdaki kelepçe değildi senden geri kalan
ardından bakarım diye düşündüğünde sadece ağlamamak için gözlerimi yoluna kitliyordum
susuyordum içimdeki dumanın ziftini ve sensizliğin hüznünü
mutlulukların güneşle batması ve ayın doğuşuyla karamsarlıkların hür oluşu sensizliğin ilk günü....
Yoo..Ağlamak yok küçük kız..Hani söz vermiştin kendine?Bak gözlerin dolmaya başladı..Sen alışmamış mıydın hayallerinden vazgeçmeye Hadi dön sırtını Dünya ya,arkana bakmadan çek git..
Sadece BeLki de yaşlı gözlerle...
ben onsuzluğun ilk gününü kaleme almıştım müsadenizle paylaşmak isterim
Hayatın en tuhaf günü bugün olsa gerek. Sabah uyandığında onu bir daha göremeyeceğini bilerek uyanılan ilk gün, onun tatlı sesiyle günaydın demesini bir daha duyamayacak olmanın acısı çöker içine.. Kahvaltı yaparken onunla bir daha asla kahvaltı yapamayacağını düşünerek hiçbi şey yemden kalkarsın masadan. Saatler geçer günlük uğraşlarla kendini avutmaya çalışırsın ama gözün hep telefondadır acaba arayacakmı diye ama artık asla aramayacağını bilirsin saniyeler geçmez olur.. Kendini fotğraflarınıza bakarken bulursun bir anda. Aylardır bakmadığın fotoğraflar bir başka gelmeye başlar artık fotoğrafların içine dalıp o mutlu günleri yaşamak istersin.. keşke dersin keşke o gün gneş hiç batmasaydı zman dursaydı ve onunla o anı sonsuza dek yaşasam dersin... derken en çok sevdiğiniz şarkılar gelir kulağına, birbirinize sarılıp saece gözlerinizle konuştuğunuz saatleri bir daha yşayamayacağınızı düşünürken engel olamadığınız gözyaşalrınız süzülmeye başlar yanakarına doğru,gözyaşlarının tuzlu tadı dudaklarında hissedilince onu ilk öptüğün an gelir aklına ve niye böyle oldu diye sorgulamaya başlarsın yaşananları... Neydi o büyüyü bozan şey ? Alışma korkusumuydu, bağlanıpta kopamamanın korkusumuyudu sadece olanların sebebi ? Neydi neydi diye düşünürken o güne kadar hiç böyle duygular hissetmediğini, bir anda kendini dünyanın en iyi şairinden daha şair hissetmeye başalrsın. Demek ki onlar da ayrılığı yaşamışlardı,hüzünlü tüm aşk şarkılarının bir ayrılık hikayesi olduğunu düşünmeye başlayıp sende alırsın eline kalemi, bişeyler karalamya başlarsın.... Sonunda kuytu köşede saklı duran sezen aksu cdlerini bulup dinlemeye başlarsın. dinledikçe ağlarsın ayrılığın nedenleri silinir akar gider gözyaşlarınla beraber en sona yaşadığınız mutlu anlar kalır.........
telefonun yanı başında olduğunun farkına varırsın, onu aramak istersin çok geç olmadan çünkü yarın ayrılığın ikinci günüdür, ayrılığa alışmış olarak uyanacaksın.....
onusuzluk kavramını algıladığımız ilk gün çok uzun ve hazin oluyor.
başlangıcın ilk günü gibi olmuyor onsuzluğun ilk günü.
ve ayrılığın yaşandığı saaten sonraki gün,ne başlasın istersin nede yaşansın.